Aybalam Sayı 1

Azerbaycan’ın kuzeyinde, Bakü’nün 300 km kuzeybatısında, Büyük Kafkas sıradağlarının eteğinde, deniz
seviyesinden 700 metrede muhteşem bir şehir yükselir.

Tarihin sayfaları çevrildikçe şehirden farklı adlarla söz edildiği görülür. Şeke, Şaki, Şaka, Şakka, Şakke, Şakkan
Şekkin bunlardan bazılarıdır. (Bakınız 370 yılı öncesine ait harita: Şhake)

Bugün bu havalide varlığını devam ettiren Otiler adlı araştırmacılar için önemli kabilenin İskitlerden kalan bir
topluluk olduğu söylenmektedir. Kiş Çayı’nın kıyısında yerleşen eski şehri sel suları 1772’de yıktıktan sonra şehrin ahalisi
kendilerine şimdiki yeri yurt etmişler.

  1. yüzyılda Şhake’yi Araplar işgal etti. Arap-Hazar savaşlarında el değiştirdi. 11. yüzyılda Şir vanşahların, daha
    sonra İldenizlilerin egemenliğine girdi. Kısa bir süre Gürcü Krallığının işgalinde kaldı. İldenizliler zayıf düşünce müstakil oldu.
    1551’de Safevi Devleti’ne katıldı. 1578’de bölgeye Osmanlılar hâkim oldu. 1606’da bölge, Safevi hükümdarı Şah Abbastarafından işgal edildi.
    1709’da Safeviler yörede gelişen başkaldırılara gözdağı vermek için Müşkür’ü yerlebir edince bağımsızlık
    harekatı Şamaxı, Gence, Kazak, Ağsafa, Berde ve bu arada Şeki’de destek bularak Hacı Davud Devleti inşasına kadar gelişti
    ve şehrimiz, bu hâkimiyetin sınırları içerisinde yer aldı.
    1743’te şehirde Kaçarlar sülalesinden Nadir Şah’ın atadığı Melik Necef’e karşı isyan çıktı. Melik öldürüldü. Yerel
    feodal beylerden Hacı Çelebi isyancıların başına geçti. Nadir Şah öldürüldükten sonra Şeki Hanlığı kuruldu.
    1750’de Hacı Çelebi, bölge topraklarına göz diken Gürcü Çarı 2. Irakli’ yi yenilgiye uğrattı. Fa kat Şirvan, Bakü v
    Şamaxı’yı egemenlik sahasına dâhil edemedi. 1755’te han öldü. Yerine oğlu Ağa Kişi geçti. 1759’da kayınpederi Gazikumuklu
    Muhammed Han tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldü.
    Hacı Çelebi’nin torunu Hüseyin Han, Şirvan’dan Şeki’ye getirildi. Onun tahta çıkması İran tarafından da tanındı.
    Kuba Hanı Feteli ile ikisi güç birliği yapıp Şamaxı Hanlığı üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştılar. 1768’de amaçlarına kavuşan
    iki han arasında anlaşmazlık çıktı. Kuba Hanı, Şamaxı’ yı tamamen ele geçirdi. Bütün bu karmaşada Şeki savunmasız kalıyorhalk Gelesen Göresen Kalesi’ ne sığınıyordu. 1770’te Şeki’nin etrafı hisarlarla örüldü. 1772’de Kiş Çayı’nın taşması sonucu
    halk şehri terkederek Nuha’ya göç etti. 1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması sonrası Osmanlı Devleti ile bölge arasında ilişkiler
    başladı. Rus birlikleri Derbent’ i almıştı.
    1780’de amcasının hücumuna maruz kalan Hüseyin Han öldürüldü.
    1810’da hanlık lağvedilerek Çarlık Rusyası’nın esareti altında kaldı. 1846’da adı Nuha olarak değiştirildi. Önce
    Şamahı, sonra Bakü, 1868′ de Yelizavetpol (Gence) Gueberniyasına bağlandı.
    Bugün Azerbaycan sınırları içerisinde yer alan şehir, âdeta bir açık hava müzesidir. İpek Yolu üzerinde ve ipeğin
    merkezi olan şehirde bugün birisi hâlen ayata olan iki kervansaray inşa edildi. Hacı Çelebi’nin torununun yaptırdığı Han
    Sarayı bugün hâlâ ziyaret merkezlerinden biridir. Çünkü şehirde bu muhteşem yapının dışında kervansaraylar, tarihî
    hamamlar, kale kalıntıları, eski camiler, Doğu’nun ilk Hristiyan mabetlerinden sayılan Kiş Kilisesi gibi 84 tane anıt vardırHanlar sarayının en önemli özelliği yapımında çivi veya yapıştırıcı kullanılmaması, pencerelerin özel bir türde oluşudur. Kuba
    Hanı Feteli Han da bu şehirde doğdu.

BABEK İSYANI

Sevgili okurlar, Azerbaycan’da hamasi şarkılara konu olmuş tarihsel bir kişilik olan Babek hakkında
Güntay Gençalp ile yapılan röportajı sizlere sunuyoruz.
Babek Savaşları, tarihsel olarak en az Kadisiye Savaşı* (636) kadar yaşamsaldır. Özellikle erken
dönem Kürt tarihi, Arap yayılmacılığı tarihi, Türklerin Müslümanlaştırılarak Ön Asya ve Anadolu’ya
yerleşmeleri açısından bilinmesi, araştırılması, incelenmesi gereken son derece önemli bir olgudur Babek adlı
kişi.

İslamî yayılma adı altında gelişen Arap yayılmacılığına karşı tarihte en güçlü direniş Abbasiler
Dönemi’nde Babek (795-838) önderliğinde gelişti. Zalim Emevi iktidarının yıkılmasında büyük rolü olan Ebu
Müslim’in torunu olduğu söylenen Babek karşısında orduları defalarca bozguna uğrayan Abbasi iktidarı, artık
kurumaya başlayan Orta Asya steplerinden paralı asker olarak Türkleri getirmiş, neticede Ermeni bir keşişin
tuzağına düşürerek esir aldıkları Babek’i 4 Ocak 838 tarihinde Samarra şehrinde Halife Mu’tasım’ın gözleri
önünde işkence ile idam etmişlerdir.

Babek önderliğinde Arap işgalcilerine, fetihçilere karşı direnenler sadece Hürremiler** değildi. Bu
topraklarda yaşayan birçok eski din ve tarikatlara mensup milletlerin yanı sıra Arapların zulmünden kaçan
Müslümanlar da vardı.

Babek’in yenilgisi, bu topraklarda yaşayan halkların soykırımdan geçirildiği, göçe zorlandığı, yoğun
bir nüfus hareketliliğinin yaşandığı bir dönem oldu. En önemlisi de Türklere Ön Asya ve Orta Doğu sahasının
açılışını sağladı.

Anlaşılan o ki Babek’in milliyeti hakkında önemli tartışmalar ortaya çıktı. Gazeteci Keramet
Büyükçöl’ün araştırmacı yazar Güntay Gençalp ile yaptığı röportaj bu bakımdan ilgi çekicidir.

*Müslümanlara Kuzey Irak ve İran’ın kapılarını açan meydan savaşı

**Sekizinci yüzyılda İran’da ortaya çıkmış, Bâtıni siyasal ve dinsel akım
RÖPORTAJ

-Güntay Bey, önce tarih nedir ve nasıl araştırılmalıdır?

-G.G. Önce tarih sözünün nereden geldiği üzerinde duralım. “Tarih” sözünün Arap diline nereden
geldiği ve oradan başka dillere geçtiği üzerine dilbilimcilerin ortak bir kararı yoktur. Akadcadan, Aramiceden,
İbraniceden gelme Araplaştırılmış bir sözcük olduğu üzerinde durulmuş, “ahbar” sözcü ğünün eski
dönemlerde bu sözcüğün yerini tuttuğu görülmüştür. Esasen “tarih” sözcüğüne felsefi anlam kazandıran
büyük İslam mütefekkiri İbn-i Haldun olmuştur. Tarih, eskilerde baş vermiş olayların zamanını belirlemek için
naklî bilgilerden ibaret idi. Lakin İbn-i Haldun tarihin yalnızca naklî değil, akli sahası da olduğunu savundu.
Olayları aktarmakla tarihin gerçekliğini idrak edemeyiz. Onları sebep sonuç bağları bütünlüğü içerisinde
incelemek İbn-i Haldun’un dünya görüşüne ait bir metodolojidir.

-Tarih ilmi müspet ilimler gibi değil, öyle mi?

  • Müspet ilimlerin verilerini laboratuvarda elimizin altında görebiliriz. Lakin tarih ilminin tek
    laboratuvarı İbn-i Haldun’un da ifade ettiği gibi aklımızdır. Kitlenin rahatsız duygularına cevap olarak yazılan
    tarih kitaplarının hiçbirinin ilmî ve felsefi değeri yoktur. Tarih kısmen ilim, kısmen felsefe, kısmen de sanattır.
    Gerçeği keşfetme sanatıdır. Bana göre beşer tarihi su istikametinde yaşanmıştır.
    -Bu yakınlarda bir tartışma oldu, aydınlarımız Babek’i tartıştılar. Babek sizin için kimdir?
    -Babek Azerbaycan’da ve İran’da tanıtıldığından farklı bir şahsiyettir. Öz nefsi olan, kendine bir ülke
    kurmak isteyen savaşçı ve önderdir Babek. Gelecek nesiller için kahramanlık etmemiştir. Bir inancı siyasi
    ideolojiye çevirerek Abbasi Hilafetinin siyasi İslam’ına karşı çıkan lider olmuştur.
    Ancak kendisinin de tarihî verilere göre İslam’a sempatisi olmamıştır. Hilafet anlayışını Kur’an kabul
    etmezdi. Çünkü hilafet atadan oğula geçen bir kurum olarak Ömer tarafından önerilmemişti. Öyle olsaydı
    Ebubekir ve Ömer’in çok akıllı oğulları vardı. Onlar varis olarak tayin edilirdi. Yani hilafet Emevi ve Abbasiler
    zamanında İslam’la olan bağlarını koparmış ve dinî özelliğini yitirmişti. Dinî özelliği kaybolduğundan sülalenin
    tekeline alınmış, bir zulüm aracına dönüşmüştü. Birçok başkaldırının sebebi buydu. Babek de bu ortamda
    ortaya çıktı. (Devam edecek)

Türkçeye çeviri: Roşan Lezgin

TÜRKİYE TÜRKÇESİ İLE AZERBAYCAN TÜRKÇESİNDE BAZI SES FARKLILIKLARI

  1. Türkiye Türkçesinde sözcüklerin başındaki “k” ünsüzü, Azerbaycan Türkçesinde “g” olur.
    Kuş, kış, karpuz, kavun, kurban, kol, kul, kuru, kaş, koç, kar, kantar, kapı, komşu, konuk, kara, kaz (gol, guş, garpuz, gavun, gurban,
    gol, gul, guru, gaş, goç, gar, gantar, gapı, gonşu, gonax, gara, gaz)
  2. Bazen bunun tersine kullanımlarla karşılaşırız.
    Gönül, göç ( konul, köç)
  3. Türkiye Türkçesinde sözcüklerin başındaki “t”, Azerbaycan Türkçesinde “d” olur.
    Tırnak, tırmık, tuz, taş, tartı, tarak ( dırnax, dırmıx, duz, daş, dartı, daraq)
  4. Bazen bunun tersi durumlarla karşılaşırız.
    Dut, duvar (tut, tıvar)
  5. Sözcük sonlarındaki “ç”, “c” olur.
    Aç- ac (tokluğun tersi durum) uç- uc, taç- tac.
    Suç, saç, üç sözcüklerinde farklı yazılış yoktur.
  6. Türkiye Türkçesindeki sözcüklerin başındaki “p” Azerbaycan Türkçesinde “b” olur.
    Piç- bij, pazar-bazar, parmak- barmax, pınar- bulax
  7. Türkiye Türkçesindeki sert ünsüz benzeşmesi, Azerbaycan Türkçesinde görülmez.
    “Çöpçü”, “işçi”, “gözlükçü” sözcüklerini Azerbaycan Türkçesinde “çöpcü”, “işci”, “gözlükçü” diye telaffuz edebiliriz. “Yolcu” sözcüğü
    ise “yolçu” biçiminde yazılır. Tercümeçi, terbiyeçi. Görüldüğü gibi kural farklı şekilde işlemektedir.
  8. Bazı sözcüklerin başındaki “y” ünsüzü Azerbaycan Türkçesinde düşer.
    Yürek-ürek, yüz-üz.
    Bazen tersine sözcüğün başına “y” eklenir.

Üzüm- yüzüm.

  1. Durum (hâl) eklerinin kullanılmasında farklılıklar artmaktadır.

Üçte- üçde, dörtte- dörtde, beşte- beşde

Alttan- altdan, üstten-üsden, baştan- başdan, yürekten- ürekden

  1. Aşağıdaki örnekler farklılıklar bakımından ilginç örneklerdir.
    Kel –keçel , köprü- körpü, tahıl- taxıl, tahta- taxta, tembel- tenbel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir