Kim 22

AVAR HALK MASALI

ASA

Geçmiş zamanda köyde tek başına yaşayan bir genç vardı. Babasından ona miras kalan evden başka malı mülkü yoktu. Günlerden
bir gün ormanda dolaşırken ağaçta üç güvercin gördü. Genç, yayını gerip okunu fırlatarak güvercinlerden birini yere düşürdü. Diğer iki kuş,
uçup oradan uzaklaştılar.
Genç, bıçağı çalıp güvercinin başını kesmek istediğinde kuş dile gelerek:
-Beni kesersen sana yarayacak bir iş yapmış olmayacaksın, eğer canımı bağışlarsan kazancın çok olacak, dedi. Genç ona acıdı.
Yaralı hayvanı beslemeye başladı; yaralarını iyileştirmeye çalıştı.
Genç o akşam uykudayken kuş silkinip son derce güzel bir kıza dönüştü. Kız, derhal evi toparladı, odaları tertemiz yaptı, her şeye
Genç, buna şaşa kaldı. O, artık güvercini tamamen unutmuştu. Kız, ona:
çekidüzen verdi. Genç, uykudan uyandığında gördü ki, yanında güzeller güzeli bir kız oturmuş, ev desen tanınmaz hâlde, hem temiz, hem de
tertip düzen görmüş.
-Ben işte o güvercinim, sen beni iyileştirdin. Şimdi sana minnettarlığımı bildirmek istiyorum ki, verdiğim sözü yerine getirmiş
olayım. Bundan sonra ben senin hayat arkadaşın olacağım.
Kız, meğer halı dokumada ustaymış. O, daha ilk geceden büyük bir halı dokudu. Sabahleyin onu gence verip pazara gönderdi.
Genç buna çok sevindi, kızla evlendiler ve mutlu bir hayat başladı.
Kocası halıyı büyük kıymet karşılığında hükümdarın vezirine sattı.
Akşam karısı yine bir halı dokudu. Genç yine pazara gitti. O, sırada hükümdar sarayın penceresine oturmuş, genci izliyordu. O
oğlanı çağırdı, vezirden daha çok para verip halıyı aldı.
Vezir, geldiğinde genci görünce hükümdara:
-Dün, aynı kişiden ben de halı almıştım, dedi.
Hükümdar, gence sordu:
-Sen bu halıları nereden alıyorsun?
-Onları eşim dokuyor.
Oğlan eve geldi. Hükümdar ile vezir, işin aslını astarını öğrenmek için karar aldılar. Genci takip edip bahçesindeki güzel kadını
gördüler. Hükümdar, bu kadar yoksul bir çocuğun böyle güzel bir kızı nereden bulduğunu merak edip ona bunu sordu.
Hiçbir şeyden kuşkulanmayan genç, olup biteni anlattı. Eşi bunlara tanık olup kocasının tedbirsizliğine üzüldü. Hükümdar, genci
oradan uzaklaştırıp kızı kendisine almak istedi. Artık gence çeşitli buyruklar veriyor, oğlan bunları noksansız yerine getiriyordu.
Vezir genci yanına çağırıp olmayacak bir buyruk verdi.
-Git, götür ve getir
Sonunda genç eve gelip eşine bütün bu saçmalıkları anlattı. Güzel kız, küçük bir halı dokudu. Bir mendil çıkardı, bunları kocasına verip
şunları söyledi:
-Üzülme, her şey iyi olacak. Bu küçük halıya otur. O seni neresi gerekiyorsa oraya ulaştırır. Halı durduğunda mendili sallayıp “git
götür ve getir ne demektir?” diye bağır.
Genç, kız ile helalleşip küçük halıya oturdu. Göğe yükseldi. Denizler, dağlar, nehirler aşıp bilinmedik mağaranın kapısına vardı.
Orada yüksek hisarları, kubbesi, büyük pencereleri olan bir saray vardı. Tam, mendili sallayıp bağırmaya niyetlenirken yaşlı bir kadın fırlayıp
ona engel oldu:

  • Dur, sakın bağırma! Sen bu mendili nereden buldun?
    -Onu bana bir kız verdi.
    -O sağ mı? diye sordu kadın ve gence sarıldı.
    -O, benim eşimdir.
    Onlar konuşurken iki kız daha ortaya çıktı. Bunlar genç, ok attığında daldan uçup giden iki güvercin idiler. Genç, yeni tanıştığı bu
    insanların konuğu oldu. Kayın validesine hükümdarın bitip tükenmez isteklerinden ve vezirin anlaşılmaz buyruğundan söz etti. “Git, götür ve
    getir” ne demekti? Anne iki kız ve genç fikir alışverişinde bulunarak olanlara çare aradılar.
    O sırada, orada bir kurbağa peyda oldu. Gence:
    -Gel, bin sırtıma, gidelim, her şey öğreneceksin, dedi.
    Kurbağa genci sırtına oturttu. Her sıçrayışında on metre ileri düşüp hızlıca yol aldılar. Kırmızı şehrin yakınlarına geldiler. Bir evin
    yanında durdular. Kurbağa orada çukur kazdı. Gençle birlikte oraya saklandılar. Ortaya yedi pehlivan çıktı. En küçük olanı bahçede saklanmış
    asayı çıkardı ve:
    -Git, götür ve getir, dedi.
    Asa hemen sofra kurup lezzetli yiyecekler getirdi.
    Kurbağa, gencin kulağına:
    -İşte, sana gerekli olan şey budur, diye fısıldadı.
    Pehlivanlar yiyip içtikten sonra asayı saklayıp gittiler. Kurbağa, asayı bulup alarak çukura saklandı. Akşam pehlivanlar gelip asayı
    bulamadılar. En yaşlı olanı:
    -Biz asa olmadan ne yaparız? Bütün gücümüz onda saklı, dedi.
    Kurbağa gencin kulağına eğilip:
    -Artık ortaya çıkabiliriz, diye yavaşça konuştu.
    Genç ve kurbağa ortaya çıkıp birlikte pehlivanları oradan kovdular. Komşu şehrin sakinleri olanları işitip çok sevindiler. Meğer bu
    pehlivanlar halka zulüm ederlermiş. Bu yüzden halk bayram yaptı. Oradaki hükümdar genci ve kurbağayı ödüllendirmek istedKahramanlarımız, hiçbir hediye almadan dönüş yoluna koyuldular. Anne ve iki kızının yanına vardılar. Diğer kız da bir halının üzerinde uçarak
    oraya geldi. Herkes mutluydu.
    Genç ve eşi halıya binip evlerine döndüler. Genç, hükümdara asayı verdi. Artık, bu iki kahramanı kimse rahatsız edemeyecekti.

MÜŞKÜRLÜ HACI DAVUD

İran’da Pers, Part, Sasani hükümdarları tarih boyunca Doğu Kafkasya’da egemenlik kurup iktidarlarını
pekiştirme hevesine düştüler. Safevi şahları bu ideali Sasanilerden devraldı. Sonrasında sahneye Kaçarlar çıktı; derken
Rusya, İran ile Osmanlıyı birbirine düşürüp bölgenin tamamına sahip oldu.

Sasaniler döneminde Şirvan Eyaleti
Kura Nehri Şabran Hazar denizi Kebele ve arasındaki toprakları kapsamaktaydı.
Şirvanşahlar Devleti ‘nın güçlenmesi ile daha geniş araziler Şirvan olarak adlandırıldı. (Şirvan sözcüğünün kökeni konusunda birçok değişik görüşler bulunmaktadır. Bir Kafkas Albanyası kabilesinin adından kaynaklanıyor olabilir.)

Şirvanşahlar Devleti 1538 Safeviler’de tarafından yıkıldıktan sonra yerine Şirvan beylerbeyliği kuruldu. Beylik, bir süre Osmanlı Devleti’ne bağlı kaldı. Ardından bölgeyi Safeviler ele geçirdi. Nadir Şah’ın ölümünden sonra bölgede bağımsız Şamahı (Şirvan) Bakü Kuba Şeki hanlıkları kuruldu.Şirvanşahlar devleti- Safevi iktidarı devri ile bağımsız hanlıklar dönemi arasında bir parantez açan Hacı Davut,
antik Alban ve Lezgan devletlerinden sonra yine bir bağımsız iktidar oluşturmanın peşindeydi. Aslen Kuba Müşkür kasabası Devalay köyünden olan lider, Şirvan’da çeşitli nedenlerle isyan eden halkı kendi etrafında toplamış, Qazikumuk hâkimi Surxay ile de ittifak yaparak 1720′ de Şabran şehrini ve Xudat kalesini zapt etmişti. 1721’de Ali Sultan’ın önderlik ettiği birliklerin de katılımı ile Şamaxı şehrini almayı başarmıştı.
Şamaxı’nın fethi sırasındaki kargaşada aralarında bir prensin de bulunduğu Rus tacirlerinin öldürülmesi üzerine Rus Çarı Petro, bölgeye karadan ve denizden askerî harekât başlatmıştı.Safeviler Derbent, Bakü, Gence şehirlerinde kuşatılmıştı. Ruslar geldiğinde donanmanın bir bölümü iklim koşulları nedeniyle denizde battı. Bunun sonucunda orduda erzak sıkıntısı baş göstermiş, Ruslar Derbent’ e girseler de birlikler Samur Çayı sonrasında çakılıp kalmış, Çar kuşatmayı kaldırarak geri dönmüştü.
Ahali ekinleri yakarak, su kuyularını taşla doldurarak Ruslara mukavemet göstermiş, Hacı Davut kuvvetleri birçok noktada Rusların harekâtını durdurmuş; donanma, Bakü’yü denizden bombalamakla yetinmişti.Bu başarı üzerine Osmanlı Padişahı 3. Ahmet, Hacı Davud’u himayesine almış, Hacı Davud padişah adına hutbe
okutmuş, sikke basmıştır. Ancak bir süre sonra, Kür nehrinin kuzeyini Rusya’ya, güneyini kendi payına alma konusunda
uzlaşıp İstanbul Anlaşmasını imzalayan padişahın kararı Hacı Davud’u isyana sevk etmişti. Safevi iktidarının çöküş yıllarında Osmanlılar bölgede toprak kazanma hırsıyla Hacı Davud’u tasfiye etme planı yapmış, onu Gence’de bir düğüne ailesiyle davet etmiş, tutuklamıştı. Kıbrıs’ta alıkonulan Hacı Davut, Gelibolu’da hayata gözlerini yummuştu.
Artık bölge denkleminde Kaçarlar hanedanından Nadir Şah vardı. Onun ölümüyle Hacı Davut’tan ilham alan halkların hanlıklar dönemi başlayacak, ardından doğu Kafkasya’ya Müridizm hareketi damga vuracak ve Şeyh Şamil’in liderliğinde yeni gelişmeler olacaktı.

Hacı Davud, ister istemez efsanelere, ezgilere, şiirlere konu olmuştur. Lezgistan’a, Şirvan’a / bütün Lezgi cihana / Yayıldı acı haber / Yasa battı bu eller (1)
Osmanlılar kast edip/ Özlerin dost gösterip/ Tutup Hacı Davud’u/ Tutup Hacı Davud’u Kipir’ de(2) gizledipler/ Kipir’de gizledipler/ El, haberden kövreldi(3) / Koşun (4)lerzeye geldi (5)Hacı Davud, dediler / Hacı Davud büyük â / lim büyük sergerde (6)Nece (7) tözek ((8) bu derde/ Yürekleri dağlıyor/Bütün eller ağlıyor/ Bir gamı bac almışız (9)/ Davud diye kalmışızGene tutup biz silah/ Seni edirik soraq (10)Gayıt (11) doğma ellere (12)/Dağ çekek (13) düşmanlara Lezgice aslından çeviri: Muzaffer Melikmemedov

*Müşkür: Eskiden Kuba şimdi Xaçmaz reyonuna bağlı kasaba (Azerbaycan)
El: Memleket, yurt
Kipir: Kıbrıs
Kövrelmek: Duygulanmak
Koşun: savaşçı birlikler
Lerzeye gelmek: Sarsılmak
Sergerde: Komutan
Nece: Nasıl
Tözmek: Dayanmak, tahammül etmek
Baç almak: Hırs sebebi ve öfke konusu yapmak
Sorağ etmek: Aramak
Gayıtmak: Geri dönmek
Doğma el: Memleket, yurt
Dağ çekmek: Kızgın demirle dağlamak

Abdullah Kubalı-İZMİR

ARAP- İSLAM ORDULARININ KAFKASYA SEFERİ -3-

Arap orduları, din savaşlarında onlara mukavemet eden ülkeleri, kendilerine karşıgelen birçok şehirleri, kasabaları, köyleri yakıp yıkmışlar,

İslamiyeti kabul etmeyenlerin bir kısmını öldürmüş, sürmüş, göç ettirmiş, kalanları da baskı altına alıp sindirmişlerdi. Bu yüzden yabancı birçok yazarlar
İslam dininin daha ziyade ekonomik ve siyasal bir konu olduğu kanaatindedirler.
İslamiyet öncesi Mekke’nin bir ticaret merkezi, bir ticaret çarşısı (Suk Akkaz) ile canlandırılması ve bir fuar hâlinde bulundurulması ve bu Suk
Akraz’ın senede üç ay açık ve çalışır durumda bulundurulması, durumu açıklamakta idi. Bu fuara Suriye, Irak, Mısır, Habeşistan ve hatta İran’dan tüccarlar
gelirler ve bu panayırda alışveriş yaparlardı.
İşte bu devirlerde meydana çıkan İslamiyet, Arapları çölden kurtulup mamur yerlere geçmek amacıyla işgal ve istilalara yönelmesini sağladı. Fakat
çevrelerindeki milletlerin mukavemetleri, bağımsızlıklarını kaybetmeme heves ve aşkı ile yurtlarını savunmadaki inatları Arapları bir hayli sinirlendirmiş,
“İslamiyette kavmiyet yoktur”vb. siyasi söylemlerle işgal ettikleri veya işgal etmeye niyetlendikleri ülkelerdeki milletleri aldatmaya, avutmaya ve onların
millî düşüncelerini yok etmeye, yurt müdafaalarını baltalamaya çalışmış, Kafkas sınırlarına kadar gelmişlerdir.
Araplar, Güney Kafkasya’yı yani Ermenistan, Gürcistan ve Şirvan’ı istila etmişler, Kuzey Kafkas’ın Çerkes, Çeçen, Lezgi ittifakı ile yıllarca
savaşmışlar, Derbent kalesini alsalar da ellerinden sık sık çıkarmışlar, yerlerinde duraklayıp ilerleyememişlerdir.
Çerkesler, pek bağlı oldukları ve her ne pahasına olsun kararlılıkla savundukları hürriyetlerine, yasalarına, geleneklerine ve ahlaki meziyetlerine
sadakat ile sonsuz cesaret ve savaşçılıkları, yurda aşırı bağlılık ile her şeyden üstün bildikleri millî bağımsızlık sevgisine dayanmakta idiler. İyi veya fena her
hangi bir inanç veya amaç ile yabancıların binlerce yıllık öz yurtlarına girmelerine, hele zor kullanarak, kan dökerek, zulüm yaparak fikir, akide ve
düşüncelerini kabul ettirmelerine tahammülleri yoktu. Fakat telkin, irşat, ikna en çok saydıkları ve sayıldıkları ve üzerinde durup tartıştıkları değerler idi. Bu
yüzden, bu yolda yürüyen, silah kullanmayan, kan dökmeyen misyonerlerin getirdiği Hristiyanlığa intibakta yumuşak davranmışlar, savaşmamışlar, kanaat
getirerek, inanarak kabul etmişlerdir. Fakat İslamiyetin yayımında ikna, telkin yoluna gitmeyerek zor kullanan, zorbalığa yönelen, zulme geçen Arap
ordularını yurtlarına sokmamışlar, ittifak gücüyle çalışmışlar, başarmışlardır.
KHABZE BAĞLILIĞ
Çerkesler, hangi din veya inanca dâhil olurlarsa olsunlar Her şeyden önce ve hatta din inancından öte gördükleri millî geleneklerine, khabze
dedikleri millî yaslarına aşırı bağlı kalmışlardır. Yeni din inancında da eski inançlarının çoğunu, mesela; tabiata tapmayı, Musevilik ve Hristiyanlık
inançlarının iz bırakmış bazı hususiyetlerini muhafaza ederek savunmuşlardır.
İslam olduktan sonra da Ortodoks Hristiyan din inancının perhizlerini devam ettirmişler, Hristiyanlıktan kalma dinî bir gelenek olan ölülere saygı
gösterme işareti olan siyah giymek, yas tutmak gibi davranışları bırakmamışlar; İslamiyetin hoş gördüğü, hatta teşvik ettiği amcakızı, dayıkızı ile evlenmeye
kesinlikle yanaşmamışlardır.
Çerkesler, İslamiyeti kabul ettikten sonra birçok kiliseler, manastırlar, harabeler onlar için yine kutsal olmaktan kurtulamamış, oraları onlar için
ziyaret yeri, yemin ve ant içme lokalleri olmuştur. İslam oldukları hâlde, gündüzleri mum yakmak, paskalyada renkli yumurtalar kullanmak, Haç işaretine
saygı, oruç vb davranışlar İslami ibadetlerle birlikte yaşatılmıştır.
Çerkes camilerinde at üzerinde elinde mızrakla ejderha ile mücadeleyi ve sonrasında şehit olmayı anlatan resmi görmek mümkündür. Çerkesler
bu resimdeki kahramanı Auşgerg olarak adlandırırlar.

  1. yüzyıldan başlayıp yavaş yavaş ilerleyerek yer bulan, 19 yüzyıldan sonra tamamıyla yerleşen ve bu suretle ancak beş yüz yılda Çerkesya’da
    kökleşen İslamiyet, Arapların zorbaca hareketleri, zulümleri ve kan dökmeleri olmasaydı çok daha evvel kabul görecekti. Kuzey Kafkasya’da İslamiyeti en
    geç tarihte kabul edenler onlardı. Bugün Çerkeslerin çok az bir kısmı Hristiyan dininde bulunmaktadırlar. Jineps Gazetesi, Mayıs 2016

DEVAMI PDF’TE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir