Kim 23

LAK HALK MASALI ALTIN AYAKKABI

O vakitler yaşayan köylünün üç oğlu vardı. Bir gün bu adam tarlasına gitti ve gördü ki, bu sahayı atlar çiğnemişler.
Evine döndü ve büyük oğluna olanları anlattı.

-Sen gidip beklemeli, tarlamızı korumalısın.

Büyük oğul gece vakti tarlaya gitmekten korkuyordu. Bir yere saklanıp sabaha kadar uyudu.

Oğlu eve döndüğünde köylü sordu:

  • Nasılsın, tarlada neler oldu?

-Hiçbir şey olmadı.

Adam aynı gün tarlasına gitti ve atların ekinleri yine çiğnediklerini gördü. Bu defa ortanca oğlunu görevlendirdi.
Oğlan da abisi gibi davrandı.

Üçüncü gün sıra küçük oğula geldi. Küçük oğlan serçe parmağını kesti ve üzerine tuz döktü ki gece acıdan
uyuyakalmasın. O tarlada dolaşırken iri bir at ortaya çıktı. Oğlan atın dizgininden tuttu. O sırada at ortadan yok oluverdi ve
çocuğun elinde altın ayakkabı kaldı. Küçük oğul eve dönüp her şeyi bir bir babasına anlattı. Adam çok şaşırdı. Oğlu:

-Baba, ben altın ayakkabının öteki tekini ve sahibi kimse onu bulmalıyım.

Babası oğluna engel olmak istedi. Fakat çocuk diretti ve sefere çıktı. O az gitti, uz gitti sonunda bir şehre vardı.
Fakir bir kadının evinin kapısını çaldı.

-Konuk kabul eder misiniz?

-Konuk, Allah’ın gönderdiği kuldur, oğlum, buyur, geç içeri.

Kısa süre sonra oğlan:

-Şehirde hangi yenilikler var?

-Vallahi oğlum, bizim şehirde gece sokağa çıkan bir daha evine dönemiyor. Onları kim öldürüyor, belli değil. O
zaman misafir genç, ev sahibine:

-Git hükümdara söyle ki, bir oğlan geldi. O bizi koruyacak.

Kadın, çocuğun dediklerini yerine getirmek için yola çıkıp saraya vardı.

-Hükümdarım, sen başımızdan eksik olma. Benim evime yabancı bir ülkeden konuk geldi. O bizi tehlikeden
koruyacak.

Hükümdar:

-Git onu buraya getir, dedi.

Kadın eve döndü. Konuğu hükümdarın huzuruna çıkardı.
-Sen bizi kurtarırsan sana çok ödül vereceğim.
Genç bu işi yapan ejderhanın mezarlık tarafında saklandığını tahmin etti. Bu nedenle o tarafa gidip bir köşeye
saklandı. Gece yarısı korkunç hırıltılar işitildi ve ortaya görülmemiş bir yaratık çıktı. Oğlan, beline doladığı kamçıyı şaklattı. Bir
mezara dokundu. Oradan bir ölü çıktı. Kamçıyı bir daha şaklattı. Ölü yerine döndü. O zaman bunları gören ejderha da korkup
kaçtı ve bir daha ortalarda gözükmedi.
Sabahleyin hükümdar şehirde kimsenin şikâyetçi olmadığını, artık tehlikenin sona erdiğini işitti. Genç yanına
geldiğinde:
-Söyle, bakalım, seni ne ile ödüllendireyim?- diye konuştu.
-Sağlığını dilerim hükümdarım. Bana yalnızca bir konuda yardımcı ol yeter. Bu ayakkabının eşini bulmak
istiyorum.
-Sen mal, rütbe ne istersen veririm, fakat bu istediğin şeyi yapamam.
Genç o şehirden ayrıldı. Yollara düştü. Başka bir şehre vardı. Orada başka bir yoksul kadının evine konuk oldu.
Fakat yaşlı kadın yarı çıplaktı. Bunun nedenini sorduğunda:
-Bizim şehirde herkes benim durumdadır. Buraya mal getiren gemiler şehre varmadan batıyor.
Genç, ev sahibi kadına:
-Git hükümdara söyle ki, ben şehri bu musibetten kurtarabilirim.
Kadın söylenenleri yerine getirdi. Hükümdar genci makamına çağırdı.
-Şehri kurtarmak için sana ne lazımdır?
-Bana birkaç gemi verin.
Gemiler denize tek tek açılacak, genç de onları kimin batırdığını öğrenecekti.
Gemiler birer birer suda süzülmeye başladılar. O sırada birisinin eli gemiyi denizin dibine çekmeye başladı. Genç,
elin üzerine atıldı. El yok oldu. Fakat parmağındaki yüzük gencin elinde kaldı. O zaman genç, düşündü ki, su altındaki
hükümdarlıkta bir şeyler oluyor. Şaşırtıcı olan denizde ıslanmaması idi. Gemi ile yoluna devam etti. Denizin ortasında bir
yüksek kaleye vardı. Tepesini görmek için başınızı kaldırdığınızda şapkanız düşecek kadar yüksek kaleye girdi. Burada büyük
bir sofra açılmış, lezzetli yemekler dizilmişti. Fakat ortada canlı yoktu. Yedi, içti, dinlendi. Aniden gözünü çarptı ki, açık
sandıklardan birinin üzerinde altın ayakkabı teki var. Genç, sandığın üzerine öteki ayakkabıyı koydu ve gizlendi. Az sonra üç
güvercin geldi. Onlar tüylerinden, teleklerinden arınıp güzel kızlara dönüştüler. Küçük olanı ayakkabıları görüp:
-Ben bunun tekini uzak bir ülkede bırakmıştım. O, buraya nasıl geldi? Burada biri var. O kimse çıksın ortaya.
Genç, saklandığı yerden çıktı.
-Biz deniz hükümdarının kızlarıyız. Sen kimsin?
Genç, onlara kendini tanıttı. Başından geçenleri anlattı. Kamçıyı ve yüzüğü gösterdi.
Büyük kız:
-Bu benim yüzüğüm, dedi. Ortancası:
-Bu benim kamçımdır, diye ekledi.
Küçük kız, oğlanı sevdi. Evlenmeye karar verdiler.
Hükümdar ve prenses razı oldu. Büyük bir düğün yaptılar. Diğer kızlar, gencin kardeşlerini görüp beğendi. Onlar
da evlendiler. Düğünler, şenlikler birbirini izledi.
Kaynakça: Natiq Sefiyev

23 NİSAN 2020 ‘de KİM ‘in ÖNERİLERİ

Dağıstan derneklerinin çalışmaları geçen yıllara göre artmış gözüküyor. Rutin
anma toplantıları, mevlitler, hayırlar, ziyaretler, kutlamalar, piknikler birbirini izliyor.
Bizden önce yaşamış nesillere karşı duyduğumuz minnet ve borçluluk duygusu ile
yapılan etkinliklerde anlayış ve usul yönünden yaptığım belirlemeleri sizlerle
paylaşmak istiyorum.

En başta şunu belirtmeliyim: Her çabanın maddi boyutu, maliyeti var: Bu bir.
İkincisi işini gücünü bırakıp zaman harcamak lazım. Fikir beyan etmek kolay,
gerçekleştirmek zor. “Uzaktan davul sesi hoş gelir” sözünde olduğu gibi işin içinde
olmak lazım. Üçüncüsü: Birkaç özverili kişinin çırpınmasına bel bağlamaktan kendimizi
kurtarmalıyız. Yönetimin kafa yorduğu, enerji sarf ettiği, çok zaman ayırmak zorunda
kaldığı, yükü omuzladığı bir yapı yerine; kitlenin katıldığı, sorumluluğu bölüştüğü,
zaman ayırmaktan kaçınmadığı yepyeni bir kurum oluşturmaya ihtiyacımız var.
Metodumuzda, tarzımızda, usulümüzde, planlamamızda, gerekirse tüzük ve
programımızda değişiklik yapmamız gerekiyor. Deyim yerindeyse şimdiki hali hazırdaki
çalışmaların tam tersi bir usul geliştirilmeli.
Bir an evvel aktiviteler çeşitlendirilmeli. Dernek çalışması kapsamında birkaç
satır sonra örneklerini vereceğim araçlar artırılmalı. Yorgun bir yönetim kurulu ve pasif,
izleyen, denetleyen, eleştiren taban yerine, aktif, üretken üyeler ve onların
çalışmalarını planlayan, organize eden, denetleyen dinç yöneticilere sahip olmalıyız.
Faaliyet arttıkça yükü yönetimin omuzlarından alıp kendi kollarımızda
taşıyacak, daha çok, daha anlamlı, daha kalıcı işler gerçekleştireceğiz. Böylece
meşrutiyet sağlanacak, derneğimiz toplum tarafından kabul görecek, siyasi
partilerdeki gibi denetim, yönetim organları oluşacak, bütçe güçlenecektir.
Kiminin parası kimini duası anlayışı terk edilmeli, iş adamlarımızı yalnızca
maddi katkı sunma, sponsorluk yapma görevlerine hapsetmemeli; onların fikir
üretmelerini, öneri sunmalarını, kongrelere katılımlarını, tebliğler sunmalarını teşvik
etmeliyiz.
Artıracağımız araçlar konusundaki önerilerime gelince: Dil kursları başta
gelmek üzere daha büyük atılımlara ihtiyacımız var. Bilenler bildiklerini bilmeyenlere
öğretmeli. Bilmeyenler bilenlerden bilmediklerini sormalı, öğrenmeli.
Anadilde söyleşi, şiir okuma, birlikte Dağıstan Dergisini, KİM internet
gazetesini okuma, yorumlama çalışmaları yapılmalı.
Kadın, gençlik, köy, mahalle, spor (futbol, voleybol, masa tenisi, basketbol)
müzik, koro, enstrüman, halk oyunları, biçki-dikiş, komisyonları oluşturulmalı.

Okulların tatil dönemleri için çocuklara alternatif programlar olmalı.

Sosyal paylaşımlar yeniden düzenlenmeli. Dağıstan dili bilenler
derecelendirilmeli, belirli bir konu ortaya atılarak o konuda ana dilde sohbetler
düzenlenmeli. Ana dilde anı, masal vb. anlatma yarışmaları düzenlenmeli, çocuk
koroları oluşturulmalı.

Bu sayfada yer alan iki dergi örneğinden birinde proflar, akademisyenler art
arda yer alırken diğerinde yükün tek kişiye yüklendiği görülmektedir. Mutlaka
entelektüel bir kadroya duyulan ihtiyacımız giderilmeli, bu alanda bir seferberlik
başlatılmalıdır.
Abdullah Kubalı, İZMİR

ARAP- İSLAM ORDULARININ KAFKASYA SEFERİ -4-
Ermenistan valiliğine 734’te Mervan Bin Muhammet tayin edildi.
Mervan735’te yüz elli bin kişilik bir ordu ile Dağıstan’a taarruz etti. Derbent ve Dareçitlerini aşarak Khazarların İdil (Volga) üzerindeki merkezleri Elbeyza şehrini kuşaKhazarlar (Abhaz, Avar, Çeçen, Çerkes, Gazikumuk, Lezgi, Tabasaran federasyonu) bin ölü ve yedi bin esir vererek Araplara yenildiler. Khazar hakanı, İslam dinini kabul
ederek barış yapmaya mecbur oldu.
Mervan bunun üzerine, yöredeki 40 bin kişiyi Derbent civarına Lekz (Le
ülkesine nakletti. Kışı ordusu ile Kazak’ta geçirdikten sonra ilkbaharda seksen bin kişilik
du ile Serir (Avar) üzerine yürüdü. Şeki’ye vardı. Buradan Elbelak denilen müstahkem bir kaleye taarruz etti. Büyük zorluklarla zapt ettiği bu kaleyi temelinden
yıktırdı. Ondan sonra Kumuk üzerine döndü. Kumuklar, bu saldırıya şiddetle mukabele
tiler. Çok çetin savaşlar oldu. Fakat neticede zafer İslam ordusunda kaldı. Kumukların
erkekleri öldürüldü, kadın ve çocukları tutsak alındı, kaleleri yıktırıldı.
Avar hükümdarı, Gürc kalesine sığınmıştı. Mervan burayı da kuşattı. Bir sene
adar muhasara uzadı. Mervan, İslam elçisi sıfatıyla kaleye girdi. Hükümdar, elçiyi kabul
ederek getirdiği mektubu adamlarına okutup tercüme ettirdi. Elçi olduğundan kuşkduymadığı kişiye kaleyi de gezdirerek burasının zaptının imkânsızlığını anlatmak istalenin en ince ayrıntılarını tetkik eden, savunma zaafı olan yerleri bir bir aklında eden Mervan, karargâhına döndükten sonra hükümdara yeni bir mektup yazarkimliğini açıkladı ve kaledekilerin teslim olmalarını istedi.
Beş yüz erkek, beş yüz kadın köle, on bin dinar, her yıl dört yüz kırk bin dirhem
erzak vermeyi kabul etmek koşuluyla anlaşma yapıldı. Kölelerin saç, kirpik ve kaşlarının
kızıl olması isteniyordu. Bu kez sırada Hamrin kalesi vardı. Orası da alındıktan sonrMervan, Derbent’e çekildi.
Takvimler 736’yı gösterirken Mervan, dağlardaki bütün melikleri Derben
vet etti. Şirvan, Aran, Geylan, Tabasaran ve diğer melikler bu daveti kabul edip
eldiler. Lekz hükümdarı Arteneş gelmedi. Mervan ordusu ile onu takibe çıktı. Bir sene
adar kovalamaca devam etti. Samur nehrinin yakınlarında Bilistan adlı yerde Arteneş’i
tırdı, fakat elinden kaçırdı. Ancak Arteneş bir gün çobanlar tarafından vurulup
öldürüldü.
Mervan, Dağıstan’da bu faaliyetlerde bulunurken Halife Yezid de Şam, Cezire
Musul civarındaki ahaliden yedi bin haneyi Derbent yöresine yerleştirdi. Rukalesuvar, Mutai, Magarani, Mihraka, Bilhadi kalelerini inşa ve tamir ettirdi.

Emevilerin bu faaliyetleri onların saltanatı sona erince durakladı. Abbasiler
Döneminde Araplar bölgede yeni önlemler aldı.

Merhum Şerafettin Erel’in

Dağıstan ve Dağıstanlılar adlı eserinden

Düzenleyen Abdullah Kubalı – İZMİR

Devamı PDF te…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir