Kim 31 Sayısı

          DAĞLI DİRENİŞİNİN İNANÇ ÖNDERİ         

2008 yazında, ünlü Çeçen şeyhin hayatı ve faaliyetleri hakkında efsane, isim,  şiir toplarken İmam Şamil’ in çevresinden Gazi-Hacı-Abdülmecid  Erzani’ nin saygın torunlarından Simsar ile tanış mayı başardım.

Bu aksakal, dedesi hakkında gençliğinde duydukları konusunda olağanüstü bir hafızaya sahip ti. Kafkas Savaşı’nın tarihî eserlerini incelemeden, ünlü Rus tarihçilerinin eserleriyle çelişmeyen  par lak bilgiler verdi.

Muhatabım, dedesi Gazi-Hacı’nın ilk akıl hocası Şeyh Muhammed el-Yaraghi’ nin adını büyük bir saygıyla andı. Muhammed sayesinde Lezgi köyü Yaraghi’ de faaliyete geçen medresenin  Kuzey Kafkasya’da İslamlaşma dalgası açan en büyük okul olduğunu;  yalnızca Dağıstan ve Çeçenistan’ı değil, tüm Kafkasya’ yı etkilediğini vurguladı. 

Şeyh Muhammed Yaraghi ‘nin müritleri ve yardımcıları toplantısının 11 katılımcısı arasında Gazi-Hacı’ nın en genç kişi olarak nitelendirilmesi hep ilgimi çekmiştir. Toplantının tarihi tam olarak bi linmiyordu ama Yaraghi şeyhinin yakın çevresinde 11 sadık ve değerli mürit olduğu açıktır. Şeyh Cema leddin Gazikumukhsky, İmamlar Gazi-Muhammed ve İmam Şamil, Tabasaran’dan Han Muhammed, Sograt’ ten Abdurakhman, vb.

Muhammed Yaraghi’nin önderliğindeki toplantıları anlatan, verileri saha kaynaklarından ge len bilgilerle karşılaştıran, hem Rus hem de diğer yabancıların Kafkasya hakkındaki tanınmış eserleri ne bakmak zorunda kaldım.

Bunlardan biri olan Ersanbiyev, dağlıların kurtuluş hareketinin ana ideolog ve akıl hocasının Muhammed Yaraghi olduğu hakkında, kitapta küçük bir bölüm açmaya karar verdi.

Bu makalede, Muhammed el-Yaraghi’ nin hayatında ve faaliyetlerinde yeni bölümler açmıyo ruz. Amacımız bu ünlü şeyhin konumunu bir kez daha vurgulamaktır.

19. yüzyılın ilk on yılında, Kuzey-Doğu Kafkasya toplumun hemen hemen tüm alanlarını saran sistemik bir kriz dönemi yaşadı. Rus İmparatorluğu’nun askeri-sömürgeci politikası, bu çok yönlü et nik, karmaşık sosyo-politik yapı ve bölgenin kendine özgü ekonomik düzeni açısından daha barışçıl bir şekilde bütünleşmeyi amaçlayan etkili ekonomik, siyasi ve sosyal önlemler geliştirmek yerine, baskı yönteminin hâkim olduğu klasik yayılmacı geleneği devam ettirdi.

Bazı dağ toplumlarının ekonomik ambargosu, diğerlerinin ekilebilir topraklarının yoksunluğu, dağ eteklerindeki otlaklardan “inatçı dağlıların” sürülmesi asırlık ekonomik yaşam biçimlerini bozmuş ve dağlarda yaşayanlar ovayla olan ekonomik bağlarını koruyamamışlardır.

Eğer feodal toplumlardaki kraliyet fetihleri, yerel sahiplere karşı sorumluysa, dağlılar çarlık birliklerine yiyecek, atlı çekiş gücü, ormanı kesmek ve yolları döşemek için emek sağlamak zorunda kaldılar. Kısacası, dağlılar farkında olmadan bölgelerinin fethinde katılımcı oldular.

Politik alanda işler daha iyi değildi. Dağıstan’ın özgür toplumlarının “demokratik gelenekleri” ve Çeçenistan’ın gizli ataerkil örgütlenmesi, hiyerarşisi  ve her şeyi ile Rus İmparatorluğu’nun politikası na  tamamen terstir. Feodal oluşumların olduğu topraklarda, Çarlık politikasına karşı çıkan yerel hâ kimler ya sınır dışı edildi ya da yok edildi, fakat Rus iktidarının şartlarını kabul edenler bile büyük ölçü de kendi güçlerini kaybettiler.

Dağlı kültüründe, Rus nüfuzu, olumlu (Avrupa bilgi, edebiyat, okul sistemi, Rus dili vb) yönü ile birlikte hayatın manevi ve ahlaki temellerini sarstı. Yabancı insanlara karşı toleransa rağmen, gerçek çarlık politikası İslam’a yönelikti. Bir belgede açıkça “onlarla dostane ilişkiler ancak dağın taşın ve vadi lerin üzerinde haçın dikilmesi ile mümkündü. Camiler tapınaklar ile değiştirilecekti. O zamana kadar Kafkasya’daki Rus yönetimi ancak silah gücü ile sağlanabilir.” deniyordu (18. ve 19. Yüzyıllarda Dağıstan Tarihi, Coğrafyası ve Etnografyası Arşiv Materyalleri. / Ed.M.O. Kosven, H.M. Khashaeva.M., 19 58. S. 362-368).

En feci yeniliklerden biri alkollü içeceklerin yayılmasıydı. 1819’un başlarında A. Yermolov, Akusha sakinlerinin erdemlerine dikkat çekerek “yüksek ahlakları, iyi karakterleri ve verimliliklerinden söz eder ve votka alışkanlığından sonra kişilerde karışıklık ortaya çıktı” diye belirtir. (Gummer M. Şamil. Müslümanların çarlığa karşı direnişi. Çeçenistan ve Dağıstan’ın fethi.M., 1998. S. 73).

Dağlılar bu kötülüğün nereden geldiğini bilmekten kendini alamadılar. Sosyal ve siyasal kriz, ahlaki ve psikolojik bunalım atmosferi,  Gazi-Muhammed’in müstakbel imamı Muhammed el-Yaraghi’ nin öğrencisi tarafından en canlı ve duygusal olarak ifade edildi: “Allah’ın gücünün kabul edilemez ol duğu bir evde nasıl yaşayabilirsiniz? Kutsal İslam nasıl inkâr edilir? Rabbinize itaat etmeyi tercih etmez seniz, işkencecilerin kölesi olursunuz.” (Bakınız: Dono H. Köpüklü Gaswat. İmam Gazi-Muhammed. Mahaçkale, 2007. S. 160).

Mevcut düzeni kabul etmek istemeyen, Allah’ın kudretinin tasdikine, fatihlere ve kölelere kar şı mücadeleye hazır olanların çekim merkezi, küçük bir medresede Molla Muhammed’in öğrettiği ve vaaz ettiği Lezgi köyü Yaraghi idi .

Kuzey Kafkasya’nın bu büyük düşünür ve Müslüman bilgini, Aslanhan‘ın hizmetinde kadılık tan, imamların ve şeyhlerin ruhani akıl hocalığına ve derin bir çileci-bilim adamlığına kadar, ruhani aydınlanmanın zor bir yolundan geçmiştir. Rus tarihçiler onu “yeni doktrinin yaratıcısı ve müridizmin ruhu” (R.A. Fadeev), “müthiş öğretinin gayretli dağıtıcısı” (I.N. Sakharin) olarak kabul ettiler ; Müslü man yazar Haidarbek Genichutlinsky bunu “ilahi gerçeklerin kaynağı” olarak nitelendirdi. (Bakınız: Pashaeva S.Y. Muhammed el-Yaraghi ve Kafkas Muridizmi.)  Devam edecek.

BİR LAK MASALI / AYI YAVRUSU

Karısını yıllar önce kaybetmiş adam köyde kızıyla yaşarken kinci defa evlenmeye karar verdi. Üvey anne kızı sevmedi. Sabah akşam kocasının kafasını şişirmeye başladı.

-Şu kızı gözümün önünden yok et, öyle bir yere götür ki, buraya dönmesin!

Kocası rica minnet yalvarıp kadını bu düşünceden vazgeçirmek istedi. Ancak zalim kadın ayak diredi ve sonunda isteğini kabul ettirdi. Kız:

-Gidelim baba, beni buradan götür. Dünya geniştir, bana hiçbir şey olmaz, dedi.

Adam, kızı ile pazara vardı. Avcının birinden aldığı ayı derisini kızına giydirdi ve onunla baş kente yollandı. Çar’ın sarayının önünde bağırmaya başladı:

-Ayı yavrusu satıyorum, ayı yavrusu!..

Şehzade bunu duydu, pencereyi açıp sordu:

-Söyle bakalım, ayı yavrusunun marifetleri nelerdir?

-Ne derseniz yapar, diye baba cevap verdi. Şehzade buna sevindi ve üç altın verip kızı aldı.

Kız şehzadenin yatağını topluyor, silahını temizliyor, sofrasını kuruyor, sahibi onu öve öve bitiremiyordu. Kız işlerini bitirdikten sonra sarayın terzisine kumaşlar götürüp elbise siparişi verdi. Üç elbiseden biri gümüş, bir altın, biri yakut rengindeydi. Onları ceviz kabuklarının içinde sakladı.

Günlerden bir gün, sarayda büyük bir şölen düzenlendi. Kız şölende gümüş elbiseyi giydi. Bu kadar güzel kızı görenler onunla dans etmeye can atıyordu.  Kız dansa şehzade ile kalktı. Herkesin gözü onların üzerindeydi. Fakat dans kısa sürdü. Kız ortadan yok oldu.Şehzade onu bir türlü bulamadı.

Belki kız gelir umudu ile bir şölen daha yapmaya karar verildi..  Konuklar yine hazırdı. Kız bu defa altın elbisesi ile ortada belirdi. Şimdi daha güzeldi.  Bütün bakışları üzerinde toplamıştı.  Kız yine şehzade ile dans etti ve yine aniden yok oldu. Herkes onu arıyordu. 

Şehzade bir şölen daha düzenledi. Bu defa kız yakut giysisi ile belirdi. Şehzade bu kez dans ederken evlenmeyi teklif etti. Kız razı olunca onun parmağına yüzük taktı. Fakat çok geçmeden kız yineyok oldu. Şehzade yükte hafif, fakat besin değeri yüksek yiyecekler hazırlamalarını buyurdu. Niye ti ülkenin her yerini dolaşıp nişanlısını bulmaktı. 

Yol için azık hazırlanırken ayı yavrusu ahçıdan bir miktar hamur istedi. Fakat onu mutfaktan kovdular. Şehzade bunu işit ti ve görevlililerden ayı yavrusunun ricasını yerine getirmelerini istedi. Kıza hamur verdiler.O, köşesine çekildi ve  yüzüğü hamurun içine koyup sobanın üzerinde pişiridi. Pideyi, yolculuk için hazırlanmış heybenin içine koydu.  Bütün bunlar hizmetkârları güldürdü. Şehzade kızı savundu:

-Bırakın ayı yavrusunun yakasın! Kim bilir belki, bu pide bize uğur getirecek.

Şehzade yola çıktı. Bütün bölgeyi dolaştı, fakat kızı bulamadı. Yiyecekleri de tükenmişti.  Geriye yalnızca kızın pişrdiği pide kalmıştı. Onu getirdiler. Şehzade pideyi ikiye bölünce içinden yüzük çıktı. Şehzade hediyesini tanıdı. 

-Hele bakın, benim nişanlım meğer kimmiş?

Derhal saraya döndüler. Ona:

-Kızı buldun mu?-diye sordular.

-Evet, dedi . Sözlerine şöyle devam ett: Çok acıktım. Ayı yavrusu nerede? Bana o hizmet etsin.  Kızı arayıp buldular ve emri ilettiler. Kız oralı olmadı.  Şehzade güldü.

-İyi , dedi. Ben onun kendim yola getireyim. O ayı yavrusunu odasına getirip:

-Artık saklandığın yeter, üzerindeki deriyi çıkar bakalım, dedi.,

Kız postu sıyırıp attı. İçinden inci tanesi gibi güzel biri çıktı. Sarayda eğlence başladı. Yedi zurnacı, yedi davulcu ile kır gün kırk gece düğün yapıldı.     Dağıstan Halk Nağılları 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir