KİM 6

LEZGİNKA GÖSTERİSİNİN ARDINDAN

Çarşamba gecesi Cemal Reşit Rey salonunda, Kuzey Kafkasya devletlerinden Dağıstan’ın o dünyaca ünlü Lezginka Dans gurubunu nasıl harika duygularla izledim .. 1990’dan beri ilk defa geldiler ülkemize. Yıllardır özlemle beklediğim o kültür, 27 yıl sonra tekrar geldi..  Kökümüz Kuzey Kafkasya.. O müzik, o oyunlar.. Kan çekiyor bir defa.. İkincisi..Ankara Gençlik Günlerimde bir Elbruz Bey vardı. Kuzey Kafkasya Kültür Derne ğinin unutulmaz hocası.. Bir dans gurubu vardı, düzenlenen gecelerde Ankara sallanır, koca spor salonunda tek boş yer kalmazdı. Elbruz Bey, Ankara Koleji Folklor ekibinin de Kafkas Dansları hocasıydı. Kız kardeşim Serpil de o guruptaydı.. Nasıl keyifle izlerdik..
               Birbirinden güzel danslardan sonra finale doğru Elbruz Bey de o yaşına rağmen sahneye fırlar ve müthiş hüner ve fizik isteyen dansları, gençlere taş çıkartacak şekilde oynardı. Hele ağzında tuttuğu keskin bıçakları teker teker yerdeki kütüğe saplarken, bütün salon ayağa kalkardı..
                Lezginka, bana Ankara gecelerini değil sadece, köyümü de hatırlattı. Bandırma ve Ankara’ dayken, köyü ayakta tutan babaannemizi kaybedene dek, her yaz gittiğimiz kö yümü.. İlk yarının final dansı, “Köyde şenlik”ti.. Bütün köy gençlerinin, kızlı erkekli eğlendiği bir geceyi anlatıyordu koreografi.. Rengarenk kılıklı, uzun ve bellerine kadar uzanan örül müş saçlarıyla genç kızlar.. O kızlara hava atmak için olmadık hünerler sergileyen delikanlı lar.. Kaç, göç yok..
             Bizim köy de öyleydi.. Mesela tarladan toplanan ve bahçeye bir dağ gibi yığılan mı sırların kabukları soyulacak.  Al sana “Köyde şenlik..”Beş numara lüks lambası yakılır, bir di reğe asılır, köy kızları ve delikanlıları yığının etrafına toplanır.. İlk havayı bizim köydeki tek gramofondaki taş plaklardan yükselen Yesari, Münir, Safiye şarkıları verir, sonra da köy ko rosu dahil olurdu işe.. Mısırlar bitince de, bir delikanlının elinde, Kafkas Akordiyonu belirir, sabahın ilk ışıklarına dek sürecek Çerkes Oyunları başlardı.. 6 yaşımdan 15 yaşıma dek yaşadım o unutulmaz yaz gecelerini..
               Hele Çerkes düğünlerine gidince.. O zaman işte iyice muhteşem olurdu gece.. unutulmaz olurdu..
                 Kuzey Kafkasya Dansları doyulmaz güzellik, estetik, zarafet, ama öte yanda, sertlik, mertlik, hüner, akrobasi, hatta cambazlıktır.. Öyle olduğu için de, dünyanın beş kıtasında, yapıldığı her yerde hayranlık uyandırır..
               İşin, estetik ve zarafet yanı kızlardadır.. O uzun eteklerin altında adım atıldığını fark etmezsiniz.. Kızlar ekibi, sanki buzda süzülür gibidirler..
                Sertlik, mertlik ve hüner ise erkeklere düşer..
                Lezginka erkekleri akıl almaz, hatta fizik kurallarını zorlayan hareketler yaptılar, gene akla sığmaz bir tempoda.. Ama o hıza ve o zorluklara rağmen, müzikten kopulmadı, dansın ritmi, koreografisi bozulmadı..
                  Kolay değil.. 1958’de kurulmuş ekibin, o günden bu güne, Patagonya’dan Yeni Zelanda’ya dünyanın her yerinde gösteri yapması, festivallere katılması..
                 Gösteri sayısı binler.. Seyirci sayısı milyonlar.. Dünyanın en büyük folklor festival- lerinden aldığı ödül sayısı 50’nin üstünde..
                2014, Soçi’deki Kış Olimpiyatları’nın açılış ve kapanış törenlerinde ve arada dü- zenlenen Kültür Gecelerinde onlar..
                2016’da Rusya Federasyonunda “En Başarılı Dans Gurubu” seçildiler.
                Rusya Ulusal Birlik Günü Kutlamaları’nda Başkan Putin, Lezginka’yı özel kutladı..
                 “Ulusal Birlik..”
                  Buraya dikkat.. Rusya’yı geçin.. Sadece Lezginka’nın geldiği Dağıstan ülkesinde 33 etnik gurup yaşıyor.. Guruba adını veren Lezgi’ler bunlardan sadece biri.. 3 milyona yakın Dağıstan nüfusunun yüzde 13’ü onlar..Ülke Kafkas Dağlarının en doğusunda.. Hazar Denizi’ne kıyısı var. Kara Komşuları, gene Kafkas ülkeleri.. Kalmuk Cumhuriyeti.. Çeçenistan .. Gürcistan.. Azerbaycan.. Kafkasya’yı kaça bölmüş, Çarlık devrinden beri Ruslar.. Bir de Dağıstan’a komşu olmayanları var..
                    Abhazya.. Adige.. Karaçay/ Çerkesya.. Kabardey/Balkarya.. Kuzey ve Güney Osetya.. İnhuçya.. Acaristan..
                    “Böl ve hükmet..” Birbirlerine düşürmek ki, aralarında itişmek ve birleşip Rusya’nın başına bela olmamak..
                      Hey dünya siyaseti.
Dağıstan halkının yüzde 99’u okumuş. Ülkede herkes, mecburen en az iki dil biliyor.. İçinde, kendi içlerinde de lehçelerle bölünmüş 33 etnik gurup barındıran ülkede insanların ortak anlaşma dilleri, zorunlu olarak Rusça oluyor tabii. Bir de kendi etnik dilleri var..Kafkasya dil bakımından, Babil Kulesinden beter..Babam “Bölgede 700’e yakın ayrı dil ve lehçe konu şulur..  500 metre arası olan iki köyde yaşayanlar birbirlerinin dilini anlamazlar, öylesi ” derdi..

Yani etnik yapıları, dilleri bu kadar farklı Kafkas uluslarının, Ermenistan da dahil, kıyafetleri, müzikleri ve danslarının bu kadar yakın olması, hatta ortak kültür oluşturması ilginç değil mi?

Hıncal Uluç

17 Nisan 2017 Pazar, Sabah

UZAK TARİHTEN VECİZ NOTLAR -2-

18. İslamiyet öncesi inanışların Müslüman olduktan sonra da etkili olabileceği düşünülürse bozkır fedolitesi tarzı ile yönetilen toplulukların dini konusunda bilgi verebilir misiniz?

Totemci toplumlarda totem genellikle hayvan türlerinden birisidir. Totemcilik bir boy ile o hayvan türü arasındaki ilişkiye dayanır. Bireyin değil boyun, tek bir hayvanın değil, türün aralarındaki bağdır söz konusu olan. Totemden beklenen koruyuculuğu ancak o hayvan türü yerine getirebilir. Totem, Tanrı değildir. Ona bir dost ve akraba olarak saygı gösterilir. Totem ile insan arasındaki bağ sıkıdır.

Totemi olmayan boy olabilir, fakat boy olmadan totem olmaz. Totemin iyiliği karşılıksız değil-dir. İnsanın ilk yükümlülüğü, totem olan hayvanı öldürmekten ve yemekten kaçınmaktır. Totemciliğin olmazsa olmazı budur.

Totem, resmi çizilirerek, heykelcikleri yapılarak cisimleştirilir. Bu hayvan, koruyucu ve kıla vuzdur. Köktürklerde koruyucu kurt, aynı zamanda atadır.

Totemcilik ayırt edici ve dağıtıcı bir örgütlenme biçimidir. İmparatorlukların kuruluşu, totemci lik karşıtı bir rol oynar. İmparatorluğu kuran boy, kendi totemini, öteki boyların totemlerinden üstün tutup diğerlerini unutturmaya çalışır. İmparatorluklar totem inancı ile uzlaşmayı reddederek bu inanış ları kırmak için çaba gösterseler de siyasi birlik dağıldı mı totemizm yeniden hortlar.

Zaten totemcilik, bozkır toplumsal yaşamının ihtiyaçlarından ancak bir bölümünü karşılar. Boz kır insanının doğa ile ilişkilerindeki zorlukların olsa olsa bir miktarına çözüm bulur. Bütün hayatı hayva na bağımlı olan avcı ve çoban, totemden verebileceğinin çok daha fazlasını almak ister. Bu akraba hay van; boyun yiyeceğini, giysilerini, silah ve çadırlarını karşıladığı gibi; geleceği de bilmeli, yağmur, kar, fırtına, gibi doğa olaylarını düzenlemeli, hastalıkları iyileştirmeli, tanrıları yatıştırmalıdır.  Yalnız bu dün yada değil, öteki dünyada da hizmetlerini sürdürmelidir. Yeryüzü yolculuklarında olduğu gibi gök yolculuğunda da bu hayvan boya kılavuz ve yardımcı olmalıdır.

Burada devreye Şamanistlik girer. ŞAMANİZM,  doğa güçlerine, ata ruhlarına tapınmayı esas edinir. Orta Asya Şamanistliğinin temelleri güneş, yer, su, atalar ve ocak yani ateş kültleriydi. İnsan ve doğanın birlik ve beraberliği gibi, uyumlu olması düşüncesi de yer alır.

( İşte bu nedenle bozkırda kutsal hayvancılık, yalnızca totemciliğe indirgenemez. Birçok araştırmacı totemci etiketini bozkır topluluklarına yakıştırmaz. Demek ki, bozkır insanının dinine totemcilik denemez. Totemcilik avcı-çoban inancının yalnızca küçük bir parçasıdır.)

İnancın diğer yarısını oluşturan Şamanizm’de evren, dünya, insan, hayvan ve bitkiler âlemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök, yaratma eylemini birlikte ve iş birliği halinde gerçek leştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından dolayı kutsaldır. İşte bu yüzden Asya’nın göçebe halklarında Gökle Yer-Su’yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturuyordu. Dağın eteğinde veya zirvesinde, nehrin veya gölün kıyısında, yolun veya atın bağlandığı direğin yanında bir göçebenin kutsaması ve eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür. Şamanlıktaki bir diğer inanış da insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesidir. Şamanist olan birisi kendini baba, dede ve atalarına ait bir hayatın devamı olarak görür, bunları bi lir ve sayar. Yani atalar kültü hâkimdir. Bununla birlikte söz konusu insan, aynı zamanda kendi gele ceğini de sonraki nesillerde görmektedir ki, bu durum varoluşun ana anlamıdır. İşte bu nedenle, bu insanın görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak onları yetiştirmek ve hayata ha zırlamaktır.

19.Komşu toplulukların dinî inanışları birbirine benzer miydi?

Evet, diğer topluluklar da Şamanistti. Şamanizmde evren üç kısımdan meydana gelmiş olarak düşünülür: gökyüzü, yeryüzü, yer altı. Gökte en büyük ruh ailesi ve kendine bağlı ruhlarla yaşar. Yeryüzü, insanoğlunun bulunduğu bölümdür. Yer altı farklı katlardan oluşur. Burada korkunç ruh ailesi ve öteki ruhlar yaşar. Evren iyi, kötü ruhların etkisindedir. Şamanın görevi kötü ruhu kovmak, iyi ruhu çağırıp dertlere deva bulmaktır. İnanışın geriye kalan bölümünü doğa güçleri  (güneş, ay, ağaç, dağ, ırmak); bir bölümünü her boy için totem olan hayvan (kurt, köpek, kedi, tavşan, öküz); bir bölümünü ruhçuluk teşkil ederdi. Cengiz Han, sabahları çadırdan çıkıp güneşe bakarak göğsünü yumruklar ve dokuz defa secde eder. Kıpçak şefi, gece yarısı ordusundan ayrılır ve kurt gibi ulur, kurtlar da karşılık verirler. Hülagü Han, mezara kurban edilen genç kızlarla birlikte gömülür.

Bu dinden olmayana kâfir gözüyle bakarlardı. İslamiyet veya Hıristiyanlık’ tan farklı olarak bu dinden olanlar kendi inançlarını başkalarına yaymak istemez, bunu akıllarına getirmezlerdi. Cengiz Han kimsenin dinine karışmazdı.

Türkler ile Çinliler arasında diplomatik diyebileceğimiz taziye ziyaretleri var. Bilge Kağan öldü ğünde yapılan törene Çin’den gelen konuk da katılmış, o da yüzünü iki eliyle tırmalayarak diğer ritüel leri uygulayarak yas gösterisinde bulunmuştur.

Bunu Köktürk Devleti’nin güçlü olmasına bağlayacağımız gibi, Türk veya Çinli olsun iki toplu- luluğun aynı inanışlara sahip olmasından kaynaklandığını da söyleyebiliriz. (Devam edecek)

Kaynak: Türklerde ve Çerkeslerde İslam Öncesi Kültür, Din, Tanrı

(Yaşar Bağ)

Türklerin Tarihi (Doğan Avcıoğlu)

2 cevap

  1. kim Namik dedi ki:

    Cok gerekli,vacib bi gazete-iyi yolculuklar!

Abdullah Kubalı için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir