KİM 3

ÇALGILARIN DİLİ

Çalgılar eskiden yaşamış toplulukların ruhunu günümüze taşır. Greklerle, Gürcü, Abhaz, Avar, Lezgi halkları arasındaki kültür alışverişinin kanıtı olan bu çalgıların dili bizi tarihin derinliklerin e çeker.
PANDUR (Avar) Avar sazı diye de adlandırılır. İki tellidir, telleri bağırsaktandır. Kartal biçi­mindeki akort başlığı ile dikkat çeker. (Resim 1,2,3) PANDURİ (Gürcü) Doğu Gürcistan’ın bütün bölgelerinde yaygın geleneksel üç telli mızraplı bir çalgıdır. Conguriye çok benzer. Abhazlar “apandur” diye adlandırır. Temel farklar şunlardır. Panduri küçüktür. Bu yarım dizeden yoksun panduri perdeleri vardır. Vücut şekli böylece daha az (daha yuvarlak) ve kürek şeklinde, genellikle daha fazladır. Paralel kenarlı bir uç bölümü ile. Bazı birbirine yapıştırılmış aynı şeritlerden yapılmış olsa da gövde her zaman ahşap bir bölüm ile oyulmuş (olarak) imal edilmektedir.
Boyun ve “pinbaşı” ahşap tek parça vardır. Orak şeklindeki “ayar kafası” (akord başlığı) önünde bir “kaydırma” biter.Bazıları akort etmeye yarayan 3 “sürtünme” mandal veya kulak (biri sağda, ikisi solda) sahiptir.(Resim 4) Perdeler geleneksel olarak boynun önünde kakma yapılmıştır.
Bazılarında 7 perdeli bir oktav var, fakat günümüzde de metal perdeler bir renk aynı türden sesler kümesi olarak kullanılmaktadır.
APANDURİ (Abhaz) Pandura benzer. PANDOURİS (Grek) Pandura benzer.
KUMUZ
Dağıstan’da ve sadece Doğu Gürcistan’da bulunan bir çalgı da “kumuz” dur.
Dargin.Tabasaran, Avarlarda benzer adlarla anılır. (Resim 5) CHONGURİ
Çonguri, Panduri’ye oldukça benzer Gürcistan’dan uzun boyun ud, olduğunu.
Abhazca kullanımı çok benzer görünümlüdür. Achamgur veya achangur da denilir. Gövdenin arka uç çonguri özel şekil veren bir daire (ayakta) uç bloğu, oluşturacak bir şekilde (7-10) kaburga yapılır. Bazı araçlar bir vücut ahşap tek parça oyulmuştur. Delinmiş (veya yakılmış) bir yuvarlak düzende, ses tahtasında genellikle sesin çıkmasını sağlayan birçok delik vardır.
Boyun ve mandal ahşap tek parça oyulmuştur. Ayrı perdeliği yoktur.
Normal olarak çonguri perdesiz bir. Orak şeklindeki mandal gövdeye uzanan bir kaydırma biter. 3 düz T şekilli bir sürtünme mandal, sağ tarafta bir (kapalı) sol tarafında iki tane mandal vardır. Mandal dizelerinin uç kutupları sabitlenir. ( “Zili” denilen aslında İkincisi, ve benzeri) bir 4 dize klavyesine bir delikten küçük bir somun üzerinde yarım çalışır ve boyun yarıya taraftan bir çiviye sabitlenmiş görünmez. Somun az 3, diğer dizeleri eşit köprüde 4, dizeye bölünmüş şekilde ayırt edilir. Lezgilerde saz “çüngür” adı ile anılır.Daha fazla bilgi için aşağıdaki siteye giriş yapabilirsiniz.
KİM
KAYNAKÇA: https://www.atlasofpluckedinstruments.com/middle_east.html

SABETLİ ÖNGÖRÜ

Osmanlı Devletinin padişahlarından Abdülmecit, Abdulaziz ve Abdulhamit Kafkas muhacirlerini imparatorluk topraklarına yerleştirirken gelecek yüzyıllarda karşı karşıya kalınacak tehlikeleri göz önünde bulundurdular.
Binlerce yıl boyunca yurtlarını savunmak zorunda kalan KafkasyalIların savaş deneyimleri büyük değer taşıyordu. Yalnızca Balkanlar, Kuzey Afrika, Arap yarım adası, Süveyş değil, Anadolu bile riskli bölge özelliğini taşıyor, imparatorluk topraklarında gözünü budaktan esirgemeyen savaşçıların cesaretine ihtiyaç duyuluyordu.
Padişahlar da bu bölgelere Kafkas muhacirlerini serpiştirdiler.
Marmara bölgesinde Yalova, Bursa, Balıkesir, Karadeniz’de Samsun, Amasya illerinin iskân mahalleri olarak seçilmesi dikkat çekiciydi. İleride tamimlerin yayımlanacağı, kongrelerin toplanacağı Samsun-Amasya- Erzurum-Sivas hattı üzerinde KafkasyalIlar güvenli bir güzergâh oluşturmuştu. Fransız işgalinin önünü kesecek Maraş, Urfa, Gaziantep diğer direniş hattının üzerindeydi.
Eski yerleşik Müslüman tebaa uzun asırlar boyu güçlü bir devletin koruyuculuğunda yaşadığı için rehavet içindeydi.
Örneğin Silistre, Plevne direnişlerinde Kafkas asıllı kimseler parmak ısırtan yiğitlikler göstermiş, buna rağmen OsmanlIlar bölgeyi elde tutamamıştı. Kaleler bir bir düşüp ordu çekilince Sırp, Bulgar, Hırvat merhametine terk edilen halk, Tuna boylarına yerleştirilmiş Çerkeslerin oluşturduğu güvenli hattı izleyerek Anadolu’ya sağ-salim gelebildiler.
İskân sırasında uygulanan yöntem stratejikti. Savunma sahasında devlet, elini güçlendirmişti. Fakat imparatorluğun güç kaybı Rus baskısını artırmış, Ermeniler arasında örgütlenen Hıncak ve Taşnak örgütleri doğu cephesi gerisinde yeni bir tehlike yaratmıştı. Bu tehlike Rus devrimi sonrası en üst mertebeye ulaştı. Menşevik- Bolşevik çatışmasında da tehdit devam etti. Menşeviklerin yenilip Sovyetlerin Ermenistan’ı işgali ile sona erdi. (Ara dönemde Kafkas refleksi devreye girecek Kars- Ardahan-Batum geçici Kafkas cumhuriyeti kurulacaktı.) Anadolu’nun işgali yıllarında Erzincan, Sivas, Ankara hattında yolun güvenliği, lojistik destek KafkasyalIlar tarafından sağlandı. Ethem, Marmara’da Anzavur’u, Yozgat’ta Çapanoğlunu, Konya’ da ilmiye sınıfından diğer iş birlikçileri tasfiye ederek Düzce vb. yerlerdeki isyancıları tepeleyerek Ankara’ da asayişi sağlayıp Meclisin rahat çalışmasını sağladı.
Ancak askeriye sınıfı Yörük Ali Efe, Demircioğlu Mehmet Efe ve Kuvva-yı Seyyare Komutanı Ethem’in başarılarından rahatsızdı. Bunlar ileride önlerine atılacak kırıntılara razı olup kendilerine boyun eğecek kimseler değildi. Yeni yerleşik KafkasyalIların kazandıkları itibar da bir başka problemdi.
Kuşkusuz KafkasyalIların tümü tek bir tarafta değildi. Anzavur gibileri padişaha sadık olmayı vefa borcu olarak görüp Kuvva-yı İnzibatiye, Ethem ve arkadaşları Kuvva-yı Milliye taraftarı olmayı tercih etti. İçeride Ethem, Anzavur’u (Mart 1920), dışarıda Bolşevikler Menşevikleri (Ekim 1920) yendi ve sonuçta Tiflis- Kars demir yolundan top tüfek nakliyatı kolaylaştı. Ordu toparlandı. Ethem de, Efeler de, yeni yerleşik KafkasyalIlar da artık fazlalıktı. Daha Sakarya Savaşı( 23 Ağustos 1921) öncesi Ali Fuat Cebesoy Batı Cephesi kumandanlığından azledilip (Mart 1921) yerine İsmet Paşa getirildi.
Ethem’in üzerine yürüyüp (1921 başları) onu Yunan tarafına süpürdüler.
Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan cumhuriyetin başında MakedonyalI kliğin cumhuriyetçi kanadı yer alıyordu.
Toplum mühendisliğine soyunan bu grup, yeni yerleşik KafkasyalIlar tarafındaki terazi kefesinin ağır basmasından son derece rahatsızdı. Yeni kurulacak devletin kimliğini belirlemede Kuzey Kafkas ortağını tasfiye etmenin ilk adımları Çerkeş Ethem olayında atılmıştı. Fakat bu yeterli değildi. Parsayı tek başına kapmak hırsıyla Manyas, Erdek tarafındaki KafkasyalIları sürgüne yolladılar. Sürgünlerin daha kitlesel boyutlara varmasını Başbakan Rauf Orbay önledi.
Göze batanlardan biri de Yörük Ali Efe’ydi. Başarının ortaklarından biri de oydu. Her tür payeden mahrum edildi. İzmir hâlinde iki büklüm sebze-meyve kasaları taşırken görüldü. Öldükten sonra bir tane de heykeli dikildi.

HALK ADETLERİMİZ 2

Lezgi evi iki katlı, eyvanlı olur. Bunun sebebi insanın yaşadığı mekânın havyanın yaşadığı yerden daha yüksekte olması gerektiğine inanılmasıdır. Tek katlı yapılar hayvanlar içindir. Ev dünyadan göçen Lezgi’nin evladına bıraktığı mirastır.
Lezgi evinde dikkat çeken nesnelerden biri de duvarda asılı içi çukur çakmak taşıdır. Çakmak taşı ateşi, sıcaklığı temsil eder. O, aynı zamanda ilk silah olarak görülür. Ateşli silahların, okların, kılıçların olmadığı dönemlerde insanlar kendilerini yabani hayvanlara karşı savunmak için çakmak taşından yararlanmışlardır. Çakmak taşının deşik olmasının ayrı bir manası var. Bu deşik şunu belirtir ki, su damlaları yıllar boyu taşı aşındırıp çukur oluşturabilir. Bu çukuru gören kimse suyu örnek alarak sabırlı davranmayı öğrenebilir.
Nazardan korunmak maksadıyla bahçede köpek ve at kemiklerinin asılması yaşayan bir gelenektir. Lezgi evleri birbirine yakın, hatta bitişik inşa edilir. Köylerde akrabalardan ibaret mahalleler bulunur.
Lezgi evlerinin bir özelliği de, dış duvarda keçi boynuzunun olmasıdır. Bu, çok tanrılı inançların yaygın olduğu dönemlerden kalma bir âdettir. 22 Eylül veya 22 Martta aile, 7 erkek keçi keserdi. Kuşkusuz bu tarihlerin seçilmesinin nedenleri vardı. 22 Mart yeni yılın gelişi, 22 Eylül ise yılın yarı olması ve mahsul toplama işinin tamamlanması ile bağlantılıdır. Kişi, ailesinin bu yıl da aç kalmayacağına şükranını belirtmek için yıllık kazancının bir bölümü olarak 7 keçiyi adardı. Kesilmiş 7 keçiden 7 organ çıkarılıp bir taşın üzerinde yakılırdı. Bunlardan birinin boynuzu evin dış duvarına asılırdı. Asılan boynuz her yıl yeni bir adağınkiyle değiştirilirdi.
Adak olarak keçinin seçilmesi sebepsiz değildi. Sakalı, onun idrak sahibi olduğuna delalet ederdi. Sütü, en temiz süt sayılırdı. Tüyleri gelinlik kızların yastığına konulurdu. Yağı ise masaj için eşsiz bir kozmetikti.
Lezgilerde kuşaktan kuşağa aktarılan bir eşya vardır: hançer. Antik dönemlerden kalma hangi Lezgi evini sökerseniz sökün hançer bulursunuz. Hatta bir vakitler mezarlara da hançer konulurdu.
Hançer niçin bu kadar önemli derseniz cevabı şudur: Çünkü vuruşmak, dövüşmek, savaşmak Lezgi’nin kanına işlemiştir. Yoksul- zengin, güçlü-güçsüz herkesin hançeri olmalıdır. Yani her bir Lezgi, onurunu korumak zorundadır. Bu nedenle “Hançer çıktı, kan çıktı” diye bir deyim vardır. Zulme karşı boyun eğmek hoş görülmez. Bu töre, birçok köyde korunur. Elbette demek değildir ki, Lezgiler bütün sorunlarını hançerle çözerler.
DÜĞÜN (Meker) Lezgi düğünlerini diğer halklardan ayıran bir dizi özellik vardır. Lezgi kızları 19 yaşından önce aile kuramazlar. Bu âdet önemini korumaktadır. Önceleri düğünler 7 günden az olmazdı. Sonra bu süre 3 güne düştü. Bazı köylerde 3 gün geleneği devam etse de çoğunluk günümüzde 1 gün düğün yapıyor.
Düğün öncesi oğlan evi yıllardır beslediği koç veya tosunu keser. Bu sırada sülalenin erkeklerinin tümünün katılımı şarttır. Örneğin, amcaoğullarından biri gelmeden hayvan kesilmez. Bu, akrabaya verilen değeri gösterir. İçinde bulunduğumuz günlerde yakınlarına saygı gösterenler bu âdeti korurlar.
Kız baba evinden çıktığında ocağı öper. Eğer başka bir köye gelin gidecekse karşılığında kan akıtılmalıdır. Bu yüzden diğer köyden gelen kafile taş yağmuruna tutulur. Bunun anlamı, köyün en güzel kızını alıyorsanız bedeline katlanmak zorundasınız, demektir. Ayrıca evin bahçesinden bir şey çalınıp götürülmelidir. Bu, alelade bir şey olmamalı, bir değer taşımalıdır.
Lezgi düğünlerinde başlık parası vardır. Oğlanın ailesi 2000 manat ödemek zorundadır. Bu, Araplardan alınan bir âdettir.
Gelin evden çıkarken dönüp baba ocağına bakamaz. Bu kural, kızın gözü ata evinde kalırsa bahtı açık olmaz, eşinden ayrılıp geri döner, diyedir. Fakat yine de göçen kız, son bir defa ömrünü geçirdiği eve baksın diye yanında ayna bulundurur. Evin görüntüsü bu aynaya yansır.Gelin eve getirildikten sonra aile yatmaz. Kızın bakire olduğu haber alındığında tüfek atılır.
AİLE
Lezgilerde kadının değeri büyüktür. Fakat kadın, evde erkeğin üstünlüğünü de kabul eder. Evin hanımı kocasından söz ederken “çocukların atası” ifadesini kullanmalıdır. Bu, kadının eşine karşı saygısını gösterir.
Lezgi kadın, mutlaka 7 çocuk dünyaya getirmelidir. Şimdi bu sayı 3’e indi. Çocuk anne sütü ile beslenmek zorundadır. Bu geleneğe uymayanlar lanetlenir. Önceleri bu tür kadınlar sokaklarda dövülür, azarlanırdı. O kadın ya köyü terk etmek ya da geleneğe uymak zorundaydı. Bu sosyal baskının bir çeşidi idi. Anne, baba ile çocuk arasında aracı olur, annenin yanında çocuklar itişip kakışabilir, fakat baba eve geldikten sonra herkes köşesine çekilir. Anne çocuklara bu davranışı benimsetir, babadan çekinmeyi öğretir. Kadın, erkeği hep yüksekte tutar, tencereden alınan ilk yemek önce babaya sunulur. Fakat kadın küçümsenmez, değeri bilinir. Çünkü çocuk terbiyesinden o sorumludur.
Lezgiler atadan korkar, anneyi severlerdi.
Evlenmeden önce kızların saçları tek örgüdür. Evlendikten sonra çift örgü görülür. Çift örgü evli olmaya delalet eder. Boşanan kadın örgünün üstünde siyah kurdele bağlar. Ölen kimsenin kardeşi abisinin eşi ile evlenmelidir.
Boşanma çok istisnai durumlarda görülebilir. Çünkü kadının ayrılmayı tercih etmesi erkeğin acizliğini gösterir. Kadın eğer yoldan çıkmışsa erkek ya eşini öldürür ya da evi terk eder. Boşanan kadın evine geldiği gibi yalnız dönmelidir. Yani çocukları yanında götüremez.
Çünkü o gelirken yanında bu çocukları getirmemiştir. Çocuklara anneleri ile birlikte gitme hakkı tanınmaz. Kadın getirdiği çeyizin tamamını alabilir. Çocuklara bakmada erkeğin ihmali varsa kadın giderken çocukları alabilir. Fakat 18 yaşına kadar çocuklara yine de baba evinde bakılmalıdır. Bu âdet köylerde hâlâ yürürlüktedir. Lezgilerde kadını evden kovan, iki kadınla yaşayan, ailesine bakmakta acizlik gösteren kimselere ender olarak rastlanır. Askerlikten kaçınana kız vermezler.

QRIZLAR KİMDİR ?

Her halkın bir hikâyesi vardır. Bugün Azerbaycan sınırlarında Küba reyonuna bağlı 154 köyden biri merkez olmak üzere, 25 obada ve daha birçok yerde yaşayan örızlar hakkında edinilen en eski bilgi, onların 17 diğer halk ile birlikte antik Alban Devleti’nin kurucusu ateşperest kabilelerden olduğudur.
QRIZ SÖZCÜĞÜNÜN ANLAMI
Qrız, komşu diğer halklarda rastlandığı gibi hem bir etnisite, hem bir yer, hem bir dil adıdır. Sırasıyla anlatırsak Qrız halkı önce Şeki -Zagatalanın Bex ve Bis vilayetlerinde yaşadı. Ateşperest inançlara sahip bu halk, bilinmeyen sebeplerle bugünkü dağlık bölgeye yönelmiş, önce Hristiyanlık dinine mensup olmuş, 639’da Ömer İbn-el Hattab’ın bölgedeki faaliyetlerinden sonra İslamiyet i kabul etmiştir.
Abbasi Devleti kurucusu halife Ebul Abbas’ın temsilcisi Ebu Müslim tarafından VIII. yüzyılda inşası tamamlanan caminin kalıntıları hâlâ mevcuttur.
Alban Devleti’nin maruz kaldığı saldırılar sonucu göçülen dönemde örızların aksakalları bu yeni yerin stratejik özelliklerini hesaba katmışlardı. O gün yerleşilen mahal, bugün de yüklü bir atın güç bela sığabileceği dar bir yoldan geçilerek ulaşılabilinen bir sahadır. O dönemlerde 777 hane 6900 kişi bir arada yaşamış, köyde 4 camide ibadet edilmiş, yerli hocalar 2 medresede ders vermiştir. Bu hocalardan sonuncusu 1905 ile 1935 arası aralıksız hizmette bulunan Molla Halil Murat Efendi’dir. İbrahim Qrızî adlı şahıs İslam mütefekkiri Gazali’nin talebesi ve takipçilerindir.
QRIZ OBALARININ OLUŞUMU
XVII. yüzyılın ortalarından itibaren Qrız, halka dar gelmeye başlamış, aileler Müşkür düzlüklerine doğru göçe girişerek Küba, Xaçmaz reyonlarında bugün 25’i var olan 35 oba kurmuş, ülkenin diğer bölgelerinden gelenlerle ortak yaşam sahaları oluşturulmuştur. O tarihten bu yana eski meskenlerinde yaşamaya devam edenler için “dağda kalanlar”, göç dalgası sonrası kuzey bölgelerinde yerleşenler için Hezri örızlar, güneyde mesken tuta nlar için Gıble örızları adı kullanılmaktadır.
Yeni yerleşimciler ovalarda meyve bağları oluşturmuş, Müşkür bölgesinde çeltik ekimi bu dönemde daha da artmış, meyan kökü sahaları çoğalmıştır.
Araştırmacılar Dağıstan ve Azerbaycan komşu arazisindeki ahaliyi, bu cümleden örızlıları esas itibariyle Kafkas antropo lojik tipine dâhil eder. Nitekim onlar antik devirlerde Buduğ, Hınalık halklarıyla komşuluk ilişkilerinde bulun­muşlardır.
AKSAKALLARIN YÖNETİMİNDE QRIZ
örız’ın dili, üretim tarzı, devlet işlerinde faaliyeti konusunda hiçbir resmî kayır yoktur. Bu halk çok geç kayda alındığından hiçbir arazi düzenlemesine dâhil edilmemiştir. Rus Çarlığı dönemi de dahil Qrız dili, Qrız halkı, Qrız köyü hakkında malumat noksanlığı biraz da bu nüfus hareketliliğinden ileri gelmiştir. XIX. Yüzyıl sonlarına kadar örızlılar, aksakaIhların oluşturduğu meclis rehberliğinde yaşıyor­lardı. Bölgede han, bey idaresine rastlanmamıştır. Topraklar halkın elindedir. Nice hanlıklar bu sınırları ihlal edememişlerdi. Bugün Gök Allah’ın, yer Qrız’ın diye bir söz vardır. Bu sözün ifade ettiği gibi, örız’ın elindeki toprak sahası oldukça büyüktür.
İster Çarlık Rusyası ister daha sonraki dönemde tutulan defterlerde Qrız adına rastlanmıyor. Yine de bazı kitabelerde rastlanılan kayıtlar bu noksanlığı bir ölçüde telafi ediyor. Dağıstan’ın Axtı yerleşim biriminde 1090’da inşa edilmiş caminin duvarındaki kitabede Qrız adı vardır. 1870’te Rus İmparatorluğuna ait listede Küba kazasından başka komşu Buduğ, Xınalık, Çimi, Yerfi’den söz edildiği hâlde Qrız’ dan bahis yoktur.
ÖRIZ’DA YAHUDİ MEZARLIĞI
İran Şahı II. Tahmasp (1700-1740) döneminde Şah’ın anti-semitik politikalara girişip soykırım uyguladığı Yahudiler, örız’ı mesken tutarak onların konukseverliği altında birkaç kuşak yaşamış, tehdit sona erdikten sonra Küba reyonu yakınlarında Kırmızı Kasaba’yı kurmuşlardır. Yahudiler nesiller boyu örızlılara minnet duymuş, onlara şehre geldiklerinde kapılarını açarak konukseverlik göstermişlerdir. 1722’de Rus Çarı Deli Petro’nun saldırıya geçtiği yıllarda örız, Müşkürlü Hacı Davut’un birliklerine destek vermiş, Şeyh Ali’n in önderliğinde Lezgilerle birlikte Ruslara karşı direnen örızlılar VVIII. asrın ikinci yarısında Küba Hanlığı sınırlarında yer almıştır. İran şahı ile arası açılan Fetheli Han’ın oğlu Şıhali ailesini Qrız’a yerleştirerek güvence altın almış, her gece Şah’ın askerlerinden gizlenerek köye gelip adamları ile kararlar alarak hanlığını Qrız’dan yönetmeye çalışmıştır. Köy yakınlarında yeni mes­ken sahaları kurulmuş, istihkâmlar oluşturulmuştur.

RUS TAHAKKÜMÜ

1806’da örız, Rusya ile birleşir. Çarlık döneminde Küba Malikhanesi 8 mahalle bölünmüştür. Coğrafi mevkiine göre Buduğ ve Hınalık bölgelerinin arazisi Dağıstan olarak tanındığına göre, Hınalık bölgesinde yer alan örız da Dağıstan’a bağlı yerler listesine dahildi. 1850 Kırım Savaşı sonrası şiddetlenen gazavatçılık harekâtının yankıları örız’da da hissedilmiş, Şeyh Şamil’in birliklerine lojistik destek sağlanmıştır.
Özgürlük konusunda hassas olan, bunu kendi aralarındaki ilişkilerde de uygulayan han, bey gibi kimselerin hükümranlık kurmaya kalkışmasına izin vermeyen örızlılar, Süleyman beye bu unvanı Çara 25 yıl generallik düzeyinde hizmet sebebiyle bir istisna olarak vermişlerdir. 1926’da Sovyet yönetimi örızları sisteme dâhil etmiş, köye elektrik ve geç de olsa okul ve ana dilde eğitim getirilmiş, yeni sistemin bazı uygulamalarına karşı umutsuz direnişler gösterilmiştir. İsyan geleneği Sovyet döneminde örız’a bitişik Hapıt, Cek, Elig, Yergüç köylerinde tekrarlanmıştır. 2. Dünya Harbinde cephelere eğitimsiz, donanımsız, ihtiyar ve çocuk yaşta sürülen 80 kişiden esir düşen birkaç kişi dışında geri dönen olmamıştır. Köy yakınlarında – Mozdok’ta- Almanlarla muharebeler devam ederken halkın bir bölümü daha köyü terk etmek zorunda kalkmıştır.
Lezgi, Tabasaran, Rutul, Tsahur, Agul, Udin, Hınalık, örızlarla birlikte akraba halklardır.Bunlar Güney Dağıstan’ın ve ona yakın olan Azerbaycan’ın en eski halklarıdır. (N.İ.
Anserov, M. İ. Xilov) ( Şahmurad örızlı’nın örız ve örızlılar kitabından, Samur Gazetesinin 27O.sayısından, Şıhbaba örızlı1 nın örızlar ve Qrız Dili kitabından yararlanılarak hazırlanan bu yazıda kuşkusuz noksanlıklar vardır. Binlerce yıllık tarihinde göç ve savaşlar sebebiyle yazı diline geçememiş bir halkın mazisini aydınlatmak çetin bir iştir)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir