Kim Bülteni Mayıs Ayı 2019

DAGISTAN’ DA AVAR MİMARİSİ

Dağlılar güçlendirilmiş harç (kerpiç) yerine toprak kullandılar ve hâlâ kullanıyorlar. Kil bile değil, ayak basılan herhangi bir yerdeki toprak. Bu malzeme duvara sağlamlık vermez, yalnızca rüzgârı keser. Duvar elle bile oyulabilir. Aynı toprak, dağlıların barınma yerlerindeki açık mekânları olan düz damın üzerindeki harç için de kullanılırdı. Bu dam, ciddi bakım ve gözetim gerektiriyordu, aksi takdirde damın bozulması kaçınılmazdı. Toprak, Avar ‘ ın üçüncü yapı malzemesiydi. Ebedî olacağına inanılan evin bir sorunu, evin doğaya ve insana karşı savunmasızlığının bir kaynağı idi. Dağıstan’ ın, daha doğrusu Avar bölgesinin 1859′ da Rusya’ya ilhakından hemen sonra, Rus tarihçi ve etnografları, bu bölgenin kültürünü oraya yaklaşık yüz yıl sonra giden bu satırların yazarından daha net biçimde gördüler. Onların (yalnızca evlere bakarak değil) yasalara, geleneklere vb. çeşitli göstergelere dayanarak vardıkları sonuç kuşku yaratmayacak biçimde aynıydı: Bu, çözülmenin farklı aşamalarında olan “komünal-kabile” sistemi idi. Sovyet bilim adamları bu tanımı tümüyle değiştirdi. Yeni tanımlamada komünal- kabile sisteminin “erken feodal” sistemle aşıldığı belirtilerek kabile sistemindeki geniş aileli, tek odalı geniş evin modern ailedeki gibi ufak odalara bölündüğüne dikkat çekildi. Kısacası dağlıların diğer insanların sahip olduğundan farklı herhangi bir şeyleri yoktu. Sovyetlerin yaptığı bu belirleme Dağıstan’ın Avarca konuşan dağlık tüm batısı için gerçeğin bilinçli bir şekil de çarpıtılması idi. En değerli antik anıtlar için bu çarpıtmanın sonuçları vahim olmuştu. Dağıstan’ın en belirgin olgusu, büyük, yoğun yapılaşma ve dik yamaca üst üste katlar biçiminde yapışmış *auldur. Arazi darlığı ve savaşlar bu tarzda yapılaşmanın temel nedenidir. Ancak etnograflar bu nüfus dağılımının diğer nedenlerini göz ardı etmişlerdir. Var olan birçok kalıntıdan anladığımıza göre, antik köyler yalnızca bitişik evlerden değil, büyük, düz ve sert taşlı bloklardan oluşuyordu. Her bloktaki herhangi bir **balamada, birbirinden ayrılamayan ve aynı anda inşa edilen birden fazla bölüm yer alıyordu. Büyük yerleşim yerlerinde bu tür blok yapıların çok sayıda olduğu görülürdü. Yapıların her biri hücrelerden oluşurdu. Yüz metrekareye kadar varabilen istisnasız büyük tek mekânlı, eşit büyüklükte evlerdi bunlar. Seyrek aralıklarla (yol geçişleriyle) birbirinden ayrılan bu evlerin beherinin ayrı duvarı yoktu. Duvarlar komşularla paylaşılırdı. Katlar üst üste kesintisiz devam ettiğinden alttaki evin tavanı üstteki evin avlusu olurdu. Bir eve ait blokların diğer evlerdekine dayandığını gösteren bazı örnekler günümüze kadar korunmuştur. Konutların oturma alanlarında herhangi bir hayvan barınağı, samanlık bulunmazdı. Komünal hizmetler köy dışında konumlanmıştı. Bunun istisnası azdır ve tesadüfidir. Bunlar son dönemlere aittir ve küçük ölçeklidir. Sözü edilen bu bölünmez yapıların her biri tek bir kabileye aitti. (Avarca: tklibile) Halkın toplanma yeri cami, çeşme, mezarlık vb. mekânlar ortak alanları oluştururdu. Mimari, ailelerin kabileden kurtularak (bazen kanlı geçen) bağımsız olma savaşımlarını yansıtan biçimde aşamalıdır. Köyün ortalarında yükselen kule biçimindeki surlar, bir aile veya sülalenin bu savaşımda aldığı savunma tedbirleri kapsamındadır. Rusya’ya ilhaktan sonra, değişmler oldu. Ahır ve samanlıklar tek aileli evlerin yapısı ile bütünleşti. Bu, Yakın Doğu halkları arasında çok yaygın olan iki katlı konut tarzının benimsenmesiydi. Büyük konut, mekânı değişik işlevi olan küçük odalara böldü. Genellikle aralarında bir antre veya koridor (Avarca: seni) olan bu odalardan biri günlük hayat, diğeri ise konuk ağırlama için kullanılırdı. Bunun yanında; açık mekanlar, loca, galeri, balkon oluştu. Ortadaki ocağın yerini, duvardaki baca aldı. Ev açık, temiz ve yapısal olarak diğerlerine bağımlı olmayan bir nitelik kazandı. Devam edecek.
*Aul: köy **Balama: Düz ve sert taş

UZAK TARİHTEN NOTLAR -6BİR KURULUŞUN ÖYKÜSÜ

  1. Bir önceki sayıda yer verdiğiniz bilgilerden anlaşıldığına göre Türklerin İslamiyet sahasında etkin olmaları, Talas savaşı ( 8. Asrın ikinci yarısı ) Babek isyanı (9. Asrın ilk yarısı) gibi gelişmelerin sonucunda ortaya çıktı değil mi? Evet, İran daha Halife Ömer devrinde Arap ordularının Sasanilere üstün gelmesi sonucunda yeni din İslam’ ın kuşatmasında millî varlığını koruma telaşına düşmüştü. Savunmadaydı. Babek ile başlayan Sasani direnişi uzun sürmedi. İkinci defa yenik düşen İran İslamiyet sonrası sahada beliren Türk varlığını da kabullenmek zorundaydı. 32. Selçukluların Ön Asya’da konumlanması, diğer Türk boylarıyla ve öteki topluluklarla ilişkileri, bölgenin sonraki tarihini de düşünürsek nasıl bir yol izledi? Moğollardan önce bölgenin en güçlü devletini kuran Selçuklu boyu bu karmaşık coğrafyada var olmak için çok yönlü bir siyaset yürüttü. Başarı kolay gelmedi. Daha başlarda İsrail ile diğer Selçuklu prenslerin (Musa, çağrı, Tuğrul) rekabeti gelişmenin önüne set çekti. İsrail daha babası sağ iken kendisine bağlı Oğuzlarla ailesinden ayrı yaşamıştı. Selçuk sağlığında ailenin başına Tuğrul ve Çağrı’yı geçirmek istemiş, İsrail buna küsmüştü. 33. Süreç daha sonra nasıl gelişti? Oğuz Devletininin tasallutundan kurtulmak isteyen Selçuklu boyu, güneye doğru çekilmeyi tercih eder. Onlar da tüm oğuz boyları gibi Hazarlarla savaşmayı göze almazlar. Selçukluların İslam coğrafyasını tercih etmelerinin sebebi budur. Siriderya’ nın sol sahiline yakın Cend şehri bu bakımdan en cazip yerdir. Burası, Yenikent’ ten pek uzak olmadığı gibi Müslümanların kurduğu uç şehir özelliğinde bir koloni sahasıdır. 10. asırda bile İslam coğrafyasında Maveraünnehir kadar cihad sahası olan başka bir yer yoktu. Cend’ den başka Savran, Cürcaniye, Buhara’nın kasabası Karatekin de uç olarak adlandırılıyordu. Gaza ve cihat merkezi diye nitelendirilen bu bölgelerde Müslüman olmayan Oğuzlara karşı savaşmak, kutsal bir görev gibi kabul ediliyordu. Maveraünnehir İran’da yer aldığından Selçuklular bu tercihleri ile Turan’dan İran’a geçmiş sayılırlardı. Selçuk Bey’in Müslümanlığı kabul etmiş olması, bu değişimin ikinci aşamasıydı. Artık o ve yanındakiler Oğuzların Müslüman olmayan kesimleriyle tüm bağlarını koparmış bulunuyorlardı. Bundan böyle, eski kabile geleneklerine göre sağ kol, sol kol şeklinde teşkilatlanmış gevşek birlikler yerine Gazilik ruhu temelinde sıkı sıkıya beraberlik söz konusuydu. Mikayil ölünce yetim kalanTuğrul ve Çağrı’ya dedeleri Selçuk bakmıştı. Diğer oğul İsrail, yabgu unvanını almış, Mikayil almamıştı. Üçüncü kardeşin adı Musa idi. İsrail, Karahanlılarla mücadelede Samanoğullarına yardım etmiş, Selçuk’tan sonra aile reisliğini üstlenmiş, Gazneli Mahmut onu esir almış, Selçuk bu sırada ölmüştü. Oğuzlar devletini terk ettikten sonra Samanoğulları, Selçuklulara Buhara yakınlarındaki Nur kasabasında sürülerini otlatma izni verdi. Onlar da bunun karşılığında göçebelerden gelecek hücumlar karşısında Samanoğullarının sınırlarını koruma görevini üstlendiler. 34. Bölgede hesaba katılması gereken başka hangi devletler vardı? 10. asrın sonlarından söz ediyoruz. Doğuda Karahanlı, Maveraünnehir ve ve Horasan’da Samanoğulları, bugünkü Afganistan ve Pakistan’da Gazneliler, Batı İran ve İrak’ta Buveyhoğulları, Mısır ve Suriye’de Fatımîler, Anadolu ve Balkanlarda Bizanslılar bulunuyordu. Abbasi Devleti de Bağdat merkez olmak üzere Halep, Şam ve diğer Arap coğrafyasında konumlanırken o yıllarda en güçlü dönemini yaşayan Bizans ile savaşarak varlığını güç bela sürdürüyordu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir