KİM 14

SON BAHADIRLAR ÜLKESI TOPRAK ANA GIBI..

için tüm avul halkını seferber etmemiz gerekirdi. Kıraç, verimsiz kaya doruklarından inen dağlılar, aşağıdaki tarlalarda gündelikçi olurlardı. Ele avuca sığmayan oğlağımla gezerken köy çocuklarının arkamıza takılmalarından hoşlanıyor dum. O sırada havayı şarkılar, ayakların yeri döven sesleri, el çırpanların alkışları, neşelenen insanların haykırışları dolduruyordu. Kadınlar otları biçer, erkekler güneşte şimşek gibi parıldayan tırpanları biler lerdi. Yorulmaya yer yoktu. Bununla birlikte annemle benim birlikte geldiğimiz yerde dinlenme komutu verildi. Herkes yere oturup boza içti. Şakalaşmalardan, gülüşmelerden sonra gün batımında biçiciler, saatlerce süren ağır çalışmanın ardından evlerine dönüş yolunu tuttular. O günün işi daha bitmemişti. Uzaktaki evden, çok sayıda gırtlaktan çıktığı belli olan bir şarkı sesi kulağımıza çalınıyordu. Avulda büyük bir toy hazırlanıyordu. Yo rulmak nedir bilmeyenler tıka basa yiyecekler, oynayacaklar, eğleneceklerdi. Çalgı sesi giderek daha güçlü duyuluyor, gülüşmeler, çığlıklar işitiliyordu. Gecenin koyu karanlığı, sonunda sessizliği getirdi. Ne var ki, tan yeri ağarırken müezzinin yük sekten gelen sesi duyuldu. Namaz kılmak üzere camiye giden yaşlı erkeklerin nalın tıkırtıları biçicilere yoğun bir gün başladığını duyurdu. Ağustosta olgunlaşmış ekinlerin biçimine geldi sıra. Tarlalarda seki biçimindeki demetler yığılıp kaldırılınca Kua adlı dağ avulundan gelme Hadi’mizin büyük günü geldi çattı. O ne atılgan, ne yırtıcı bir kadın işçiydi Tanrım. Ekin biçme, başak toplama, demet bağlamada onunla yarışabilecek ne tek bir kadın ne de erkek vardı. Arkadaşlarını kısa sürede geride bırakır, çoğu kez tarlada tek başına çaba harcardı. Kimi yaz akşamları iş dönüşü Hadi’nin çevresinde gizemli bir koşuşturma olduğunu hatırlıyorum. Çünkü sabahleyin tek başına girdiği tarladan iki kişi olarak çıkmıştı. Toprak ana gibiydi. Kimsenin yardımı olmaksızın bir demetin ardında doğurduğu bebeğini bohçaya sarıp eve götürüyordu. Küçük yavruyu nerden aldığını merak eder, sorardım. O, ekin biçerken yerde, samanların arasından, yuvasındaki bir kuş veya tavşan yavrusu gibi başını çıkardı çıktı deyip gülerdi. İşçiler de peki, dikkat etmezsen onu ezip öldürmez miydin diye sorarlardı. Hadi ise sakin bir tonda evet evet ara sıra öyle kazalar yaşanırsa da kısa sürede yenisi çıkar karşıma der, birlikte kıkırdarlardı. Ondan sonra ben annemin başına dert açar, benimle birlikte uzak tarlalarda, ekinlerin arasında küçük çocuk arayıp bulması için üstelerdim. Ancak yalvarışlarım hep yanıtsız kalırdı. Hadi, yıllar içinde tarlalardan birkaç bebek daha getirmişti. Çalışanlar arasında Hadi’nin tartışılmaz bir yeri vardı. Kocası Ramazan da, evin yöneticisiydi. Ramazan’ın kardeşlerinden Yusuf, aşçımızdı. Bayram yemeklerimizi o yapardı. Şiş kebabın yanı sıra baharatlı çörekler yapar, cevizlerin ve kuru üzümlerin ayıklanmasında ona yardım ederdim. Vaktiyle Çar’ın veliahdı dağlarımızda gün geçirirken Yusuf ona da yemek yapmış, beğenisini kazanmıştı. Önemli saydığı bu olayı süsleyerek anlatmaktan zevk alır, ben de bıkmadan onu dinlerdim. Toprak işlerine ara verildiği günlerde Hadi de yemek pişirirdi. Çörek pişirmede olduğu gibi hinkalda da ustaydı. Hadi, kocası Ramazan ve kayınbiraderi Yusuf dışında daha kaç kişinin çiftlikte bulunduğunu bilmiyordum. Sayıları birkaç kişi daha fazla olabilirdi. Onlar bekçiliğimizi yapar, işlerimizi görür, tarlalar; toprağa, güneşe, yağmura ve rüzgâra emanet edilirdi. . Halil Bek Musayasul

Yakın Coğrafyanın Kadim Sakinleri

ALBANYA Millattan Önce 4. Asırda bugünkü Hazar Denizinin batı sahillerinde dik kayalıklar Bakü’den Derbent’e bir duvar gibi yükselir, denizden karaya çıkmak isteyenlere yol vermezdi. Ülkeler, denizler, akarsular, dağlar bugünkü adlarıyla değil, o çağlardaki adlarıyla Albanya (Dağıstan), Atropetena (Azerbaycan), Kaspi (Hazar), Pont (Karadeniz) vb. bilinirdi. O devirde Atropena adlı siyasi oluşum, Büyük Midiya birliğinden ayrılmıştı. Bu ülke o günden sonra Küçük Midiya veya Atropetana Midiyası adıyla anılmaktadır. Albanların adları Millattan Önce 4. Asırdan itibaren kayda alınmıştır. Önce Sasanilere, sonra Doğu Roma’ya, Araplara ve Hazar Türklerine tâbi olmuşlardır. En parlak dönemleri 7. Asrın ikinci yarısındaki Cevanşir dönemidir. Halkın İslamiyete geçişi ve Ermeni baskısıyla tarihten silinmişlerdir. 5. asrın ilk çeyreğinden itibaren 52 harflik alfabeye sahiplerdi. 1948-1952 yıllarında Azerbaycan’ın Mingeçevir şehrinde Alban Kitabeleri bulunmuş, henüz okunamamıştır. Milattan sonra 54’te Hristiyanlığı ilk kabul eden topluluktur.313’te Çar Umayr tarafından bu inanç, devlet dini olarak kabul edilmiştir.Umayr, İran Şahı 2. Şapur’ un kız kardeşi Asay ile evlenmiştir. Albanya’da yaşayan muhtelif dil ve lehçede konuşan 26 kabile (Buduq,Udin, Hapıt,Kryts, Cek, Alich, yergüç, Hınaluq vb) 5. Yüzyıldan itibaren tek dilde birleşmiş, 5. Yüzyıldan itibaren Kaspi denizinin batı sahillerinde tek dil konuşulmuştur. 7. Yüzyıldan itibaren Arap İslam orduları Kafkasya’da yalnızca Albanya sahasını işgal etmiş, bölgede daha sonraki yıllarda Lezgistan olarak toparlanan siyasi birlik Moğollar tarafından dağıtılmış, bunu Timur Devleti, Selçuklu Melikşah, Safevi- Osmanlı, Osmanlı- Rus çekişmeleri dönemleri izlemiştir. ATROPETENA Dönemin coğrafyacısı Romalı Strabon eserinde Atropetana’nın adının ülkeyi Makedon istilasından kurtaran Atropat adlı kişiyle ilgili olduğunu vurgular. Coğrafyacı, Atropetena’nın arazisi çeşitli dönemlerde değişir, sabit değildir diye de ısrar eder. Milattan Önce 2. Asırda Yunan Tarihçisi Polibi, Atropetana’yı Midiya’dan Pont ve Hirkan ( Azak olabilir A.K.)denizlerine doğru uzayan dağların ayırdığını belirtir. Strabon da Bu ülke Ermenistan’ın doğusunda, Büyük Midiya’nın batısında ve her ikisinden de kuzeyde yer almaktaydı diye açıklama getirir. Buna göre Atropetana güneyden Hirkan denizine ve Matina’nın sınırlarına yaklaşır. Pilini, Atropetana’yı Ermenistan’dan Otena boyunca Aras nehri ayırır, iddiasında bulunur. Atropeta’nın kuzey doğusu Kafkas Albanyası idi, diye iddiasını sürdürür. Sonra şunları söyler: Milattan Önce 5 ile 1. Asırlar arasında Albanya’nın kapsamında olan Kaspiana daha sonra yani 2. Asırdan itibaren Atropetana’nın dâhilinde olmuştu. Atropetena kuzeyden Kaspi ( bugünkü adıyla Hazar) denizi etrafında yaşayan Albanyalılarla sınırdaş idi. Atropetana’nın sınırlarını kuzey batıda Aras nehri, güney batıda Matiana gölü çiziyordu. Strabon, Atropetana’da Spavta adlı bir gölün bilindiğine dikkat çeker. (Bugünkü Savan gölü olabilir. A.K.) Romalı yazarlar Atroptrena’nın şehirlerinden söz ederken Bu ülkenin yaz merkezi Gazaka, kış merkezi ise Romlalıların saldırı vakitlerinde Antoni tarafından kuşatılmış Vera veya Fraspa şehirleri idi, der. Açıklamalar bunlarla bitmez.Devam edecek.

Kaynaçka: Kalankatlı Moses Azerbaycan Berde kalankatuk köyü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir