Aybalam Sayı 7

Mezuniyet

Kelli felli adamların mezun olduktan 40 sene sonra buluştuklarında yaşadıklarını anlatan filmlerden çok etkilenirim. Saçı sakalı ağarmış erkekler, babaanne veya anneanne olmuş kadınlar yeniden bir araya geldikleri o gecede, eski defterleri açar, yumruk yumruğa kavga ederek içinde sakladıkları öfkelerini saç başa gelerek, kusarken ruhsal bir arınmanın mutluluğunu yaşarlar bence. Ben hem bu tür hesaplaşmalardan hem de harakiri, düello, Rus ruleti uygulama larından dolayı yabancılara özeniyorum. Bizdeki pusu geleneğini düşündüğümüzde düello daha mertçe daha asil durmuyor mu? Orta mektepte şimdiki emniyet müdürlüğünün yararlandığı taş binada okuyor; her biri ayrı ayrı telden çalan üç arkadaş bir sırayı paylaşıyorduk. Mehmet, şehrin zengin lerinden birinin oğluydu. Bahattin’in babası faytoncu, benimki bakkaldı. Hafta sonu paydosunda tatil sevinci ile eve yöneldiğimizde Bahattin, diğer bir çocuğa öfkelenip onu dövüşe davet etti. Ne kadar çaba göstersek de onu caydıramadık. Bu tür kavgalar için Kayabaşı denilen yer seçilirdi. Teke tek hesaplaşma olacağı için biz sıra arkadaşımıza eşlik etmedik. Sonucu ertesi gün öğreniriz diye düşünürken Bahattin’in babası bizim dükkânı bastı. Güya ben ve Mehmet, arkadaşımızı iki kolundan tutmuşuz diğer bir çocuk da ağzını burnunu dağıtmış. Bana söz hakkı vermeyen heriften paparayı yedim. Küstah adam oğlunun yalanına kanmış, Mehmet’in babasına yanaşamamış, gücü bana yetmişti. En acısı haftanın ilk günü okulda yüz yüze geldiğimizde bunun hesabını soramamam, en kötüsü aynı sırayı paylaşmamız oldu. Matematik öğretmenimiz Hilmi Bey, Bahattin ile sürekli alay ediyor, faytoncu hikâyeleri anlatarak çocuğu aşağılıyordu. Çünkü, Bahattin’in abisi, bu öğretmeninin kendisini haksız yere sınıfta bıraktığı, hakkını yediğini bildirmiş, adam da sorup soruşturmadan öğretmenler odasına paldır küldür girip Hilmi Bey’e demediğini bırakmamıştı. Sene sonu yaklaşıyordu. Yakında karne alacaktık. Bahattin’le sıra arkadaşlığımız yetmiyormuş gibi üstüne üstlük Mehmet’e uyarak dersi kaynatmaya çalıştığım için benim de durumum kritik, her iki dönemde aldığım notlar zayıftı. Veli toplantısında annem öğretmenime oğlumu sözlüye kaldırın demiş. Hilmi Bey zaman

geçirmeden ilk ders beni tahtaya dikmişti. Kitabın başından sonuna, zil çalıncaya kadar her konuda problem çözmemi istedi. Noksansız yerine getirdim. Otur 7 deyince, sınıf ayaklandı. Bu arkadaşınız, şimdiye kadar dersi takip etmedi, ondan not kırıyorum dedi. Sınıfı geçmeme bu not yetiyordu. Eylül ayındaydık. Bahattin eve geldi. Birazdan matematik ikmal sınavı var, dedi. Günlerce içi içini yemiş, kabahatini bildiği için benim yanıma gelmekten çekinmişti. Sınavın başlamasına iki saat vardı. Hemen harekete geçip Bahattin’e bak iki temel konu var. Biri faiz, diğeri en büyük ortak kat. Şimdi sana bunlarla ilgili örnekler vereceğim, dedim. Sonra rakamları değiştirip çözmesini istedim. Sonuçlar doğruydu. Bahattin o sınavdan 7 alıp geçti. Bahattin Orta Doğu Teknik Üniversitesinden, ben Erzurum Atatürk’ten mezun olduk. Şehirdeki özel dershanelerden birinde iş görüşmesi için ziyarete gittim. Bahattin orada derslere giriyordu. Ben kendimi tanıtınca, tanımıyorum, dedi.

Yazarken sol elimi kullanma alışkanlığım öğretmenlerimin gözüne battı. Beni bundan caydırmaya çalışsalar da başaramadılar. Harfleri daha okula gitmeden tanıyor, otobüslerin üzerindeki 42 kişilik vb. ifadeleri okuyabiliyordum. Eli kalem tutmakta zorlanan arkadaş larımın çizgi çizmeyi öğrenmelerini, alfabeyi tanımalarını, okumayı sökmelerini beklemek sıkıcıydı. Öğretmenin sorduklarına cevap veriyor, her gün birkaç aferin alıyor, sınıfta sivriliyordum. İlk önemli saldırıya çok parmak kaldırmamı içine sindiremeyen, bu yüzden eziklik duyan arkadaşlarım tarafından uğradım. Okuldan çıkmış eve giderken daha birkaç adım atmışken ellerinde şişe kırıkları bulunan iki çocuk gelip ellerimi çizdi ve bir anda kana boyandığımı görünce kaçtılar. Ben de ilkyardım için koşarak kendimi okula attım. Kanama, tentürdiyot sürülerek ve sargı bezi kullanılarak önlendi. Suçlular yakalanıp getirildiler, niçin bunu yaptıkları sorusunu çünkü çok çalışıyor diye cevaplayınca feci bir dayak yediler. Diğer bir anım ilkokul ikide bayağı kesir öğretmeye çalışan bir öğretmenimize ait. Sanırım meslektaşlarıyla bahse tutuşmuş, kobay olarak bizi seçmişti. Komik olan beşinci sınıflar dâhil okulda çarpım tablosunu bilen öğrenci bulunmamasıydı. Bu öğretmenimiz o gün bize bir metnin özetini çıkarma ödevi verdi. Öğrencilerin tamamına yakınının anneleri okuryazar değildi. Babaları değnekçi, badanacı, vb. ara işlerde çalışan kişilerdi. Bu çocuklar bu ev ödevinin altından kalkamazlardı. Nitekim öyle oldu. Metni kısaltma yerine; bir cümle girişten, birkaç cümle ortadan, bir cümle sondan alıp gelmişlerdi. Neyse uzatmayalım benim çıkardığım özet beğenildi. Öğretmenimiz elime bir sopa verip sınıfı sıra dayağına çekmemi istedi. Önce arka sıralardaki çocukların avuçlarına sopayı indiriyor, elini kaçıranların kafalarına vurma tehdidi ile dayağı sürdürüyordum. Kızların olduğu ön sıraya geldiğimde sopayı bırakıp kızlara sopa çekmeyeceğimi belirttim. Öğretmen sınıfı sindirdiğinden memnun, ben de üstünlük duygusu ile hoşnuttum. Okulun son yılında yerlerin karla kapla olduğu bir gün teneffüste güya diğer bir sınıf ile boğuşmaya başladık. Bizim sınıf el altından beni diğer sınıftakilere yem etmek istiyordu. Hepsi birden üstüme çullandı. Soluk almama izin vermiyor, kar topaklarını ağzıma tıkıyorlardı, arkadaşlarım kenara çekilmiş izliyorlardı. Danışıklı dövüşün içinde olduğum belliydi. Neyse ki son anda yardıma koşarak rakip takımın elinden almışlardı. Lise yıllarında astronomiye giren Uzay Bey, daha ilk dersinde aranızda çalışkan olan var mı diye sordu. Hiç de hayra alamet olmayan bu soruya karşılık arkadaşlarım pis pis sırıtarak beni işaret ettiler. Adımı sordu hocamız, söyledim. Tamam dedi benden geçemezsin. Arkadaşlarım tilkinin aklına kümesi getiriyor misali tek dersten ortalamadan geçer dediler. Öğretmenimiz ben de dört değil üç verir bırakırım sınıfta dedi. Gerçekten de gerek birinci, gerekse ikinci dönemde karnemde yüksek notlar arasında onun kırık notu sırıtıyordu. Ancak ÖKK ile geçtim. Öğrencilerin çalışanı çekememesi, başarılı olanı kendilerine rakip olarak görmesi anlaşılabilirdi. Peki, öğretmenin yaptığına ne diyelim? Uzay öğretmen sıra dışı biriydi. Saçını kestirmek için üç saat ötedeki komşu şehre gidip geliyordu. Çok zor koşullarda okuyup İki yıllık FKB (Fizik-Kimya-Biyoloji) bölümünden mezun olmuştu. Astronomi dersine atan masını kendine yönelik bir haksızlık, belki aşağılama olarak görmüştü. O pazartesi muayene olmak için sağlık merke zine gitmiş, orada kendisine öncelik tanınmasını istemiş, bir hemşire tarafından azarlanmış, isteği yerine getiril memiş, soluk soluğa okula gelmişti. İlk dersi bizeydi. Sınıfa girer girmez aranızda sağlıkçı akrabası olan varsa sınıfta bırakacağım, dedi. Siz bayramlarda o minik yavruları görürken bunlara kimler okuma yazmayı öğretiyor diye kendi kendinize sordunuz mu, insan bunları görünce duygulanmaz mı, bundan daha kutsal iş var mı? Atatürk milleti gençlerden sonra kimlere emanet etti?- gibisin den ağlamaklı bir nutuk attı. Öğrenciler ellerine geçen fırsatı değerlendir diler. Bir arkadaşımız kalkıp Tuncay’ın ablası doktor, dedi. Tuncay, hayır hocam yalan söylüyor, asıl onun teyzesi hemşire, diye itiraz etti. Onu başkaları da takip etti. İsmet’in amcası askerlikte sıhhiye imiş hocam, Hamza’nın ninesi köy ebesi, derken şamata devam etti. Uzay Bey, mesleğini beğenmeyip üniversite seçme sınavlarına yeniden girdi. Posta adresi olarak oku lun adresini yazmıştı. Sonuçlar geldiğinde nereden sızdırıl dıysa düşük puan aldığı haberleri yayıldı. O da durumu şöyle izah ediyordu. Yahu girdim salona, yerime oturdum, kodlamayı yaptım. Arkadaki abi n’ olursun yardım et, sağdaki abi n’ olur, soldaki, abi n’ olur, öndeki n’ olur diye yalvarmaya başladı. Biraz öndekine, biraz arkadakine, sağdakine, soldakine derken bir başkası abi ne yapı yorsun sınavın bitmesine beş dakika var dedi. Hemen kollarımı sıvayıp en zorundan bir problem döşendim, işte 140 puan geldi. Seçimlerde adaylık için görevinden istifa etti. Aday belirlemede toplam 14 milletvekilinin 4 partiye dağıldığı şehrimizde onu 234’üncü sıraya koydular.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir