Kim Bülteni Nisan Ayı

GELECEĞİ OLMAYAN DİL

İlk Çağ’da bugünkü Azerbaycan coğrafyasının kuzey batısındaki Zaqatala ve Balakent bölgelerinden sürülüp Kuba reyonunun en yüksek dağlık kesimlerinde yerleşmek zorunda kalan Qrızlar, çok Tanrılı inançlar başta olmak üzere Hristiyanlık ve Müslümanlığa geçiş evrelerini yaşadıktan sonra Safevi Şahlığı, Rus Çarlığı, Sovyetler Birliği iktidarlarının sahasında varlıklarını sürdürme, kimliklerini koruma mücadelesi verdiler.  Daha çarlık döneminde dağlık bölgeden düzlük alanlara başlayan ters yöndeki diğer göçler, Sovyetler Birliği ve Bağımsız Azerbaycan iktidarı dönemlerinde de devam ederek birbirinden kopuk aileler yarattı. Hiçbir yönetim dağınık bir halkın kültürü ile ilgilenme sorumluluğunu üstlenmedi. Geçmiş zamanda devlet kurucusu halklardan birinin dili olan Qrızca, bugün yalnızca derme çatma üç beş evin kaldığı köyün yaşlıları tarafından konuşulmaktadır. Şimdiye kadar yazıya geçmemiş, belleklerde kör topal yaşatılmıştır. Çocuklar bu dili bilmemekte, konuşmamaktadır. Eğitim dili değildir. Bu dilde türkü, şarkı yoktur. Bu dilin lehçelerini konuşan Hapıt, Cek, Elig gibi köylerde de durum üç aşağı beş yukarı böyledir. Ancak Jil Otye (Fransız), Renato B. Figuerido (İngiliz) Wolfang Spiegel (Alman) adlı araştırmacılar bu dil için alfabe, sözlük, gramer kitapları hazırlamış, Veli Xıdırov fiil çatılarını yorumlamış, Şemseddin Sediyev İsmin hâllerini ve diğer hususları gözden geçirmişlerdir. Şu sıralarda Alman asıllı Monika Pavloskaya bu konuda araştırma yapmakta ve Azerbaycan’ın değişik bölgelerine dağılmış Qrız kökenli çok sayıda kişi derlemelerine devam etmektedir. Akademik çalışmalar Fransızca, İngilizce, Rusça gibi yabancı dillerde yapılmaktadır. Halk bu araştırmaları Azerbaycan dilinde yazılanlar da dâhil olmak üzere okuyamamaktadır. Bu anlamdaki kopukluğu gidermek için işi teorik, akademik olmaktan çıkarıp sunumu basit örneklerle yapmak gerekmektedir. Halka bu dili derlemek için yaklaştığınızda dut yemiş bülbüle dönmektedir insanlar. Türkçe metinleri bu dilde ifade etmekte zorlanmaktadırlar. “Bir dil az kişi tarafından bilindiği için değil, az konuşulduğu için ölür” diye düşünenler de var. Ben buna pek katılmıyorum. Bazı diller için tehlike çanlarının çalmasının başka nedenleri de var. O dilde ders kitapları yazılmıyorsa, televizyon yayını yapılmıyorsa, yani o dil eğitim dili değilse ve sokaklarda çocuklar o dilde konuşmuyorlarsa tehdit daha da büyüktür. Bu anlamda yazımıza konu olan Qrız dili, antik Alban Devleti’ nin kurucusu halklardan birinin dili de olsa ölü dil olmaya çoktandır aday. Geçirdikleri tarihsel süreç Qrız halkının yazılı bir edebiyat yaratması şansını ortadan kaldırmıştır.

DAĞISTANDA AVAR MİRASI

Ziya Şakir’in Şeyh Şamil adlı romanından yararlanarak düzenlediğim ve Dağıstan Dergisi’nin 9-10. sayısında yayımlanan Dağıstan’da ve Çeçenistan’da Savunma Mekanizmaları başlıklı yazım bu konuda başvurulabilecek diğer bir kaynaktır. (A.K.)

Avarlar çok milliyetli Dağıstan’ daki en büyük halktır. Bilinen geçmişlerinde Avarca konuşan otuzu aşkın özgür topluluktan oluşan bir kitle meydana getiriyorlardı. Politik yönden öz bilinç olarak bağımsız, ancak Avarlarla entegre olmuş on dört küçük halk ve çeşitli lehçelerde konuşan diğer grupların onlara eklenmesi sonucu daha da büyüdüler. Avar toprakları, Ruslara karşı neredeyse yarım yüzyıl sürdürülen kahramanca direnişin merkezi olmuş; Tolstoy, Lermentov, Puşkin gibi yazarlar, bu hadiseleri ustaca işleyip edebiyat sahasına yeni şaheserler kazandırmışlardır. Genadi Yakololeviç Movçan adlı Uluslararası Mimarlık ile Rusya Mimarlık ve İnşaat Bilimleri Akademilerinin şeref üyesi olan yazarımız ise aşağıda özetini sunduğumuz Eski Avar Evi adlı yapıtın üzerinde 1945 yılından beri çalışmaktadır. Kitabın Anıtlar başlığını taşıyan ilk bölümü, yazarımızın yüzden çok sayıdaki ölçekli çizimlerini, eskizlerini, fotoğraflarını ve bunları tanıtan notlarını taşıyor. Bunlar esas itibariyle köy evlerine aittir. Tarihsel olarak bakıldığında birbirinden büyük ölçüde farklılaşan iki tür ev tarzı ortaya çıkıyor: 1859 öncesi özgür ve bağımsız toplulukların anıtları ilk dönemin ürünleri kapsamında sayılabilir. Rus İmparatorluğunun Dağıstan bölgesine ait anıtlar, 1920’ye kadar olan ikinci dönem başlığı altında incelenmelidir. Eserin en geniş bölümü ilk döneme ait antik anıtlarla ilgilidir.  Bunlar arasında en antik dönem diyebileceğimiz, Hristiyanlık dönemine ait yaklaşık 1475 öncesi zaman diliminde yapılmış konutlar vardır. Eski Sovyet halklarının hiçbirine ait bu kadar antik ev yoktur. Bizim için kolay olan Çarlık dönemindeki anıtlardır. Sanatsal kalite, eskiye oranla tümüyle değişmiş olsa da, bunlar için titiz bir yaklaşım gerekmektedir. Avar anıtlarının tarihlerini güvenilir biçimde belirlemek güçtür. Değişik kesimlerde tarzların olgunlaşma ve değişim dönemleri arasında büyük farklılıklar görülmektedir. Yine de var olan simgelere dayanılarak sıraya koyulmaları, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde yapılabilmektedir. 18. yüzyıl öncesinde Avar toprakları, komşularının herhangi bir istila veya tehdidine maruz kalmamıştır. Fakat yine de seçilen yerleşimlerde ve yerleşimdeki her evde askerliğin önceliklerine ve  savunmanın çağlar boyu süren gereklerine uyulmuştur. Bu çelişkili durum, sık aralıklı fakat kesintisiz süren savaşlar ile açıklanabilir. Savaş yaşamsal bir gereklilikti. Evler erişilemez ve kapalı olmalıydı. Eğitim ana görevi, savaşçılara ustalık kazandırılmasıydı. Kahramanlık, kişi eğitiminin ilk gereğiydi. 15. yüzyılda İslamiyete geçiş ve onun getirdiği yeni birliktelikle başlayan büyüme, savunma gereklerini azalttı. Rusya’nın tebaası olan Avar’ın kapısı ise açıktı. ŞAŞIRTICI OLAN DURUM Dağıstan’a gelen bir yabancının en çok şaşırdığı durum komşularının tersine bölgenin ormanlardan yoksun oluşudur. Bilim insanları, eski çağlarda yaşayan ahalinin ormanları yok ettiğini ileri sürerler. Fakat günümüz Dağıstan’ ındaki tüm antik evler dev ağaçlardan yapılmış ahşap yapı malzemeleriyle doludur. Taşıyıcı iri direkler, kirişler, tavanlar, döşemeler, ahırlardaki bölmeler… hepsi ağaçtandır. Göz önünde bulundurmalıyız ki, o zamanlarda dar patikalar mevcuttu.  Tekerlek icat edilmemişti. Yalnızca kaydıraklardan yararlanılıyordu. Kısacası, ağaçları uzaklardan taşımak olanaksızdı. Bu, köylerdeki inşaatın Kafkasya’nın diğer bir yerinde bulunmayan türde, yerel ağaçlardan yapıldığını göstermektedir. Ormanlar o çağlarda korunmuş, sonraki yüzyıllarda azalmış, Çarlık idaresi döneminde ise nüfusu kontrol edebilmek için tahrip edilmişti. Antik devirlerde ana yapı malzemesi ahşaptı. Evin içini çepeçevre saran ve yükü taşıyan kuşak da, tavan da ahşaptı. Yalnızca yük taşımayan çevre duvarları taştan örülürdü. Kereste antik zamanlardan bu yana statik ( yapısal ) ve estetik amaçlarla mükemmel bir şekilde kullanılırdı. Taş yapılar zayıftı ve güvenilir değildi. Dağlılar, duvar işlerinde harcı bağlamayı hâlâ bilmezler. Kamalı kemer yapımı ustalığını tümüyle kendi başlarına öğrendiler.  Tonozu bugün de bilmezler. Bu, kendilerini tonoz yapımında dünyanın en eski bölgeleri diye bilinen Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’dan tecrit etmiş olmalarının sonucudur. Dağıstan’da taş işçiliği, ancak Rusya’nın egemenliğinden sonra mükemmelleşmiştir. Devam edecek. (A.K.)                                                                                                 Kafkasya Yazıları dergisi, sayı 5                                                                                            

    İngilizceden çeviren Gökhan M. Menteş  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir